Kapitalizmin ruhları ifsat eden gözbağcılığı, çalışma ile ihtiyaç arasındaki bağı koparmış olmasıdır. "Yeterli olan, iyidir," düsturu geçmişin küflü sandukalarına kaldırılmıştır artık, verimliliğinin nesnel ölçüsü olarak kazanç artışı belirlenmiştir. Sayılabilir, sayıya vurulabilir olan gerçektir ve başarı artık kazanılan para ve biriktirilen servet miktarı ile ölçülür. Fazla, azdan iyidir; daha fazla kazanmayı başaran, daha az kazanandan iyidir. Verimlilik en üst düzeye çıkarılmalıdır.
Ancak tüm bu yapılması gerekenler arasında, çocuklar gerçekten çocuk olmaya zaman bulamıyor. Sınırlarını aşması için zorlanan çocuk endişe belirtileri gösteriyor. Yalnız kalmaktan, hata yapmaktan korkuyor. Yalnızlıkla baş etmek için içsel kaynaklarına müracaat edemiyor. Hep dışarıdan kendisine yönelecek bir ilgi arayışında olabiliyor.
Çocuklarımızı kolayca şekil ve kıvam verilebilir, her türlü eğip bükmeye müsait varlıklar olarak algılıyoruz.
Dolayısıyla da, onlardan bizim ihtiyaç, program, ilgi ve bakış açılarımıza uymalarını bekliyoruz. Sonuç ise fazla programlanmış, endişeli ve mutsuz çocuklar.