Doğduğun yer, kaderindir.
Bize dünya hep yaşadığımız yerden ibaret geliyor. Oysa öyle değilmiş. Yaşanılan nice acı, nice hayatın gerçekleri varmış.
Kadınlığı elinden alınmış bir kadının, gerçek yaşam öyküsü…
Okuyun, okutturun!
Derviş Kelamı
Bu serinin son kitabı. Okumayanların önce ilk iki kitabı tek solukta okuyup sonra bu kitabı okumalarını tavsiye ederim.
İki kitapta işlenen tasavvuf bu kitapta bir tık daha ön planda. Beraberinde kahramanların yaşamlarına eşlik etmeye devam ediyorsunuz. Artık her şey netlik kazanıyor. Biraz hüzün, biraz sevinç, biraz gül, biraz ağla. Hepsini de yaşatıyor satırlarında. Tatlı tatlı yüreğinize işliyor. Yaşanan her olayda bir hayır olduğunu doğru yer, doğru zaman hayırla beraber geldiğini fark ediyorsunuz. Kahramanlarımızdan biri olan Derviş dedemiz yine kalbimize merhemini sürmeye devam ediyor. Kitabın bitişiyle Derviş dedeyi, bir dostu bir daha görememe hüznü kaplıyor yüreğinizi.
Funda Uçuk Er in hem yüreğine hem kalemine sağlık.
Okuyun, okutturun efendim.
İlk kitap “Huşu Ağacı”nda “ancak yananlar pişer” ile başlayıp ikinci kitap “Asude Ağacı”nda “lakin yanmayınca toprak dahi çömlek olmuyordu” ile devam ediyorsunuz.
Yine ilk kitaptaki gibi akıcı, sade dille anlatılmış ve yine tatlı bir tasavvuf işlenmiş. Bu kitapta tasavvuf ilk kitap kadar ağırlıklı olmasa da yine kalbinize işleyen Derviş dedemizin kıssasları devam ediyor. Zeynep-Ömer ile beraber artık Hüma-Yusuf Ali’nin soluksuz okuyacağınız hikayesi devreye giriyor.
Yargıladığımız karakterlerin altında yatan travmaları görüp hayata, insanlara önyargılarımızla baktığımızı fark ediyoruz. Ummadığımız yerden çiçeklendirildiğimizi görüyoruz.
Derviş dede sadece Zeynep’in Ömer’in Miyesser teyzenin gönlüne reçeteyi yazmıyor, aynı zamanda yazılan reçete sizin de gönlünüze iliştiriyor.
Kitapta öyle bir dünya kuruyorsunuz ki karakterlerle beraber siz de yaşıyorsunuz. Seviniyorsunuz, hüzünleniyorsunuz, pıt pıt gözyaşlarınız sayfalarda geziyor, şaşırıp tüyleriniz diken diken oluyor. Yaşıyorsunuz. Sanki orada yaşadığınız bir dünya var gibi oraya kaçıp gitmek istiyorsunuz.
Okuyun, okutturun efendim.
“Bir insan kaç kez aynı damdan düşer ve kaç kez her defasında o damın korkuluksuz kenarlarında yürümeye cüret eder?”
Ana karakterlerden biri olan Zeynep’in içerisinde bir Meltem’i bulan teyze hediyesi…
Beşeri aşk ile mücadele ederken tasavvufi aşkı keşfeden Zeynep’in hikayesi. Zeynep ile Ömer’in evliliğindeki çatırdamalar ile başlıyor. Tanışma anlarını ayrı evliliklerini ayrı, hem Zeynep’in hem de Ömer’in ağzından dinliyorsunuz. Zeynep’in isyan bayrağını çektiği noktada Derviş dedenin ilaç gibi cümlelerini Zeynep’e ve size eşlik ederken buluyorsunuz.
Bir nefeste okuyacağınız, sade, akıcı bir dil ile yazılmış. Tasavvuf işlenirken sıkmadan aralara serpiştirilmiş, serpiştirilen satırlar durup uzun uzun düşünmenize sebep oluyor. Hayata dair sorduğunuz bazı soruların cevaplarını kitabın içersinde saklı buluyorsunuz. Başka kitaplar, yazarlardan alıntılar ile kitap zenginleştirilmiş.
Okuduğunuzda öyle bir akışa kapılıyorsunuz ki, Zeynep olabiliyorsunuz. Zeynep olup Ömer’e aşık olabiliyorsunuz. Zeynep olup kızabiliyorsunuz. Zeynep olup sevinebiliyorsunuz. Zeynep olup Derviş dedenin sohbetine ihtiyaç duyuyorsunuz.
Benim için tatlı bir yolculuktu. Kitap ismi ile ancak bu kadar bütünleşebilirdi.
Derviş dedenin yaralara merhem olan cümlelerine sığınırken bulacaksınız kendinizi.
Hayatımda bir Derviş dedem yoktu, bu hüznü kapıldığım an da benim Derviş dedemin “Huşu Ağacı” olduğunu fark ettim.