"Sene 69!" deyip,girdim anıya: "O'ran Abimle,bir gün Beşiktaş'ta turalıyoruz...Baktık gençler,kıyıdaki Amerika'nın 6. filosunu taşlıyorlar...Ulan,dedik,gençler bir iş yapıyorlarsa mutlaka iyi, doğru bir iş yapıyorlardır dedik; biz de başladık taşlamaya...
Aylardan şubat,günlerden pazar'ın ertesi!.Bir,üç,beş!.. Birden candarma bastı,çevirdi. Ben de olayı çevirdim: 'Ben dedim 6.filoyu taşlamıyordum! Denizde taş sektiriyordum. Ben romantik bir serseriyim' dedim.
Mesut güldü:"Yemediler tabii!"
"Yerler mi lan? Böyle bahane mi olur?" dedim. "O'ran Abimin bahanesi daha beter: 'Ben dedi, 6. filoyu taşlamıyordum! Martılara simit atıyordum' dedi... Ah O'ran Abim ah! Ağzından çıkan lafı bileceksin...Velhasıl, bütün şubat ayı boyunca, daracık bir odada, martı etiyle simit yedirdiler bize!.."
Kuş uçmaz, kervan geçmez bir yerdesin.
Su olsan kimse içmez,
Yol olsan kimse geçmez,
Elin adamı ne anlar senden?
Çıkarsın bir dağ başına,
Bir ağaç bulursun Tellersin
pullarsın Gelin eylersin.
Bir de bulutları görürsün,
bir de bulutları görürsün,
bir de bulutları görürsün.
Köpürmüş gelen bulutları.
Başka ne gelir elden?
Çın çın ötüyor yüreğimin kökünde
şu dünyanın ıssızlığı.
Tanrı kimsenin başına vermesin
böyle bir yalnızlığı!
YAŞAR KEMAL
"İdam mahkumunun biri ölümünden bir saat önce, yüksek bir dağın tepesinde, ancak iki ayağının sığabileceği kadar daracık bir yerde yaşaması gerekse, çevresindeyse uçurumlar, okyanuslar, sonsuz karanlıklar, fırtınalar ve sonsuz bir yalnızlık olsa, yine de o bir avuç yerde ömrü boyunca, binlerce yıl, sonsuza dek yaşamanın, o anda ölmeye yeğleneceğini söylemiş. Yeter ki yaşasın! Yalnızca yaşasın! Aman Tanrım, bu nasıl gerçek böyle! Bu nasıl gerçek! İnsan ne alçak yaratıkmış!"