Nilüfer Kuzu, bir alıntı ekledi.
3 saat önce

Aristidis Kompleksi
Memleket, sanki bir Aristidis kompleksine, gittikçe daha fazla kendini veriyordu.
Aristidis kompleksi nedir? Aristidis, zamanımızdan 2500 yıl kadar önce Atina'da, itibarlı bir hakimdi. Her seçimde o seçiliyordu. Aleyhinde kimse hiçbir şey söyleyemiyordu. Çünkü kusursuz bir insandı. Bu yıllar boyu böyle devam edip gidiyordu. Gene bir seçim günü ve Aristidis seçim alanına giderken, bir köylü, elinde bir midye kabuğuyla Arsitidis'e yaklaştı. Bunun içine usule göre, göre seçilecek birinin adını yazmasını rica etti. Aristidis'i tanımıyordu. Aristidis sordu:
-Kimin adını yazayım.
-Aristidis'i yazma da kimi yazarsan yaz!
-Niçin? Aristidis'in büyük suçları mı var?
-Hayır, ama artık bıktık! Hep Aristidis! Artık bu değişmeli!
Evet, Halk Parti iktidarı da artık yorgundu. Ve halkın çoğunluğunda iktidara karşı bıkkınlık, memleketin havasında, artık bir rüzgâr gibi esiyordu."

Menderes'in Dramı, Şevket Süreyya Aydemir (Remzi Kitabevi)Menderes'in Dramı, Şevket Süreyya Aydemir (Remzi Kitabevi)
Nilüfer Kuzu, bir alıntı ekledi.
4 saat önce

İhtilaller daima mahkemeler getirir. Ve bunlar ihtilal mahkemeleri olur. İhtilal mahkemesinin mantık ve çalışma mekanizmasının esası, klasik şekilcilerden kaçınmak kaydıyla sürat ve kesin infaz yetkisidir. Örneğin, Milli Mücadele devresindeki istiklal mahkemeleri, bu cins mahkemelerdi. Yahut da askeri harp divan mahkemeleri bu tip mahkemelerdi...
Yüksek adalet ve soruşturma mercii makamında olan Yüksek soruşturma kuruluna, yani yassıada mahkemelerine gelince?... bu organlar ihtilal mahkemesi organlarıdır. İhtilalin getirdiği olağanüstü ve geçici kaza yetkileriyle kurulmuştur. Kısacası, bu mahkemelerin başlarının bağlı olduğu yer, yahut merciileri bir ihtilal komitesidir.
27 Mayıs ihtilalinin ve getirdiği iktidar organının bence en çelişmeli ve ihtilali köstekleyen konusu, Yassıada davaları sistemidir. Bunun etkilerinin, memleket bugün de tepkileri içindedir...Yassıda mahkemesinin ve davasının asıl şaşılacak konuları, hiç şüphe yok ki bebek davası, köpek davası gibi yüce divanla ilgisi olması lazım gelen, fakat soruşturma kurulunun yüce divana sevk etmiş bulunduğu davalardır...
Yassıada mahkemelerinin hiç şüphe yok ki talihsiz bir tecellisi ihtilalin getirdiği bir mahkemeyle Menderes'in hayatını kaybedişi elbetteki ağır bir olaydır.
İnönü idamların infaz edilmemesi için ön müracaatlarda bulunmuş ve Komiteye hitaben mektup yazmış ama mektup komitede okunmamış.(Mektubun tam metni İkinci adam Cilt 3'te) Komiteye, ayrıca yabancı devletlerden, Almanlar, İngilizler, Pakistanlılar, İranlılar, İspanyollar ve Amerikalılar kararların infaz edilmemesi için telkinlerde bulunmuşlar...

Menderes'in Dramı, Şevket Süreyya Aydemir (Remzi Kitabevi)Menderes'in Dramı, Şevket Süreyya Aydemir (Remzi Kitabevi)

Haydi Abbas
HAYDİ ABBAS..
Cahit Sıtkı askerliğini yedeksubay olarak yapmak üzere birliğine gider.
O yıllarda yedeksubay sayısı az olduğundan her yedeksubaya emir eri verilmektedir. Birliğine gittiğinde bölük yazıcısından künye defterini ister. Sırayla isimlere bakmaktadır ki bir isim dikkatini çeker. Abbas oğlu Abbas..
Sakat çolak eli yüzünden çürüğe ayrılmış biridir Abbas.. Talim bitiminde askerin yanına gönderilmesini ister. Öğle saatlerinde kapı çalınır. Karşısındaki civan mert yiğit biri selam çakıp;
- Abbas oğlu Abbas, Emret komutan!.. der..
Aralarında şöyle bir konuşma geçer;
- Nerelisin?
- Memleket Mardin, kaza Midyat komutan.
- Sen benim emir erim olurmusun?
- Sen bilir komutan!.
Askere eşyalarını toplamasını ister ve kendi evinin altındaki boş yere taşınmasını ister. Zamanla askerin zekiliği sıcakkanlılığından etkilenir. Abbas her sabah erkenden kalkar, Cahit Sıtkı'ya kahvaltı hazırlar. Öğle yemeğini sormadan hazırlar. Tüm ihtiyaçlarını karşıdan bir istek gelmeden düşünüp yerine getirir. Düzenli olarak Cahit Sıtkı'nın kıyafetlerini ütüler hazırlar ve evin temizliğini yapar..
Akşamları olunca Cahit Sıtkı'nın sevdiği yemek ve mezeleri hazırlar..
Zamanla aralarında komutan asker ilişkisinden daha güçlü bir dostluk bağı oluşur. Bu saf ve temiz Anadolu çocuğundaki sadakat ve temiz yürekten etkilenmiştir Cahit Sıtkı.. Zaman zaman karşısına alıp dertleşir ve bu Anadolu çocuğunun ruhundaki gizli şeyleri keşfeder..
Akşamları rakı sofrası kurup en güzel kızartma ve mezeleri hazırlar Abbas.. Aralarındaki duygu bağları güçlenir.
Böyle bir keyif akşamında alkollü Cahit Sıtkı sorar;
- Sen İstanbul'u bilir misin Abbas?
- Bilir komutanım..
- Orda bir Beşiktaş var bilir misin?
- Bilir komutan!. Ben orda acemi birlikteydim. .
- Orda benim bir sevgilim var.. Sen O'nu kaçırıp bana getirir misin?
- Elbet komutan!
Sabah olur Cahit Sıtkı bakar ki Abbas yeni asker kıyafetleri giymiş, traş olmuş, hazırlanmış. Cahit Sıtkı sorar;
- Hayırdır Abbas neden böyle hazırlık yaptın?
- Ben istanbula gidecek komutan!..
- Ne yapacaksın sen İstanbulda?
- Sen söyledi bana.. Ben gidecek, sana Sevgiliyi getirecek!..
Gözlerindeki hüznü ve gözyaşlarını gizlemek istercesine arkasını dönüp kapıyı çarpar ve çıkıp gider Cahit Sıtkı..
Fakat bu mert askerin, yüreği sevgi dolu Anadolu çocuğunun samimiyeti ve sıcaklığından duygulanır..
Akşam olur.. Ağaç altında rakı sofrası kurdurur ve Abbası karşısına oturtur.. Birlikte yer içerler ve Cahit Sıtkı o meşhur şiirini kaleme döker..
"Haydi Abbas, vakit tamam..
Akşam diyordun, işte oldu akşam..
Kur bakalım çilingir soframızı..
Dinsin artık bu kalp ağrısı..
Şu ağacın gölgesinde olsun,
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal, çıksın bu gece..
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit;
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan.
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan..
MARKO GRASSI.1976.

Nazım Hikmet Ran
https://www.youtube.com/watch?v=LY0eR9KWYTQ
Karlı kayın ormanında
Yürüyorum geceleyin
Efkarlıyım, efkarlıyım
Elini ver nerde elin

Memleket mi yıldızlar mı
Gençliğim mi daha uzak
Kayınların arasında
Bir pencere sarı sıcak

Ben ordan geçerken biri
Amca dese gir içeri
Girip yerden selamlasa
Hane içindekileri

Yedi tepeli şehrimde
Bıraktım gonca gülümü
Ne ölümden korkmak ayıp
Ne de düşünmek ölümü

Blkrds, bir alıntı ekledi.
13 saat önce

“-Serbest olaydım, Berlin’e kadar giderdim.
Mühim cevap. Nüzhet değişiyor. Doktor Ragıp’ın vaadi.
Nüzhet’te yeni arzular...
- Niçin, Berlin’den başka yer değil? diye sordum.
Cevap vermeden evvel söyleyeceği şeyin tuhaflığına güldü:
- Çünkü ben coğrafya bilmem. Kolayca hatırıma gelen memleket ismi Berlin.”

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Peyami Safa (Sayfa 76 - Ötüken Neşriyat)Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Peyami Safa (Sayfa 76 - Ötüken Neşriyat)

Kendimi bu ülkede yaşayan bir gurbetçi gibi hissediyorum artık;
üzerinde yaşarken özlediğim bir memleket var...

Hcrt Ct, bir alıntı ekledi.
18 saat önce · Kitabı okudu · 10/10 puan

Memleket ve Hükümdarlık Meselelerinde Acele Edilmemesine Dairdir
Memleket meselelerinde acele etmemek gerekir. Kulaklarına çalman bir meseleden kuşkuya düştüklerinde işin hakikatinin doğrusu yalanıyla ortaya çıkması için meselenin araştırılmasını emretmelidir. Esasında acelecilik güçlünün değil zayıf adamın kârıdır, iki davacı huzura gelip maruzatlarını arz ettiklerinde padişahın gönlünün kimden yana olduğunun taraflarca malum olmaması lazımdır. Padişahm gönlünün bir tarafa meylettiği anlaşılırsa hakh olan tarafın cesareti kırılarak halini beyan etmekten çekinebilirken haksız olan taraf cüretlenebilir. Nitekim Hakk Teâlâ şöyle buyurur: “Eğer yoldan çıkmışm biri size bir haber getirirse muhakemenizi kullanın yoksa istemeden insanları incitir ve sonra yaptığınızdan pişmanlık duyarsınız.” [Hücûrat suresi; 6]

Siyasetname, NizamülmülkSiyasetname, Nizamülmülk

İnsan diyorum; toprağa ayağının değeceği, bahçesinde memleket türküleri söyleyeceği, oturup bir ağaç altına semaverden çay içecegi ve gece yıldızları seyredip, sabah kuş sesleriyle uyanabileceği bir yerde yaşlanmalı. Soğuk betonların ve taş yürekli insanların arasında değil....

- Uğur Gökbulut

Kübra A., bir alıntı ekledi.
 20 saat önce · Kitabı okudu · 8/10 puan

1930 yılı Türkiye'de bir takım zorlukların ve sıkıntıların yaşandığı bir dönem olmuştur. 1922-1930 yılları arasında gerçekleşen devrimler ve bu konularda alınan önlemler, muhalif grubun tepkisini çekmiş ve hükümete karşı direnişi artırmıştır. Ayrıca, 1929 yılının Ekim ayında patlak veren ve kısa süre içinde tüm dünyayı etkisi altına alan ekonomik bunalım, Türkiye'yi de fazlasıyla etkilemiştir. Memleket her alanda büyük bir huzursuzluk içinde kalmış; eleştiriyi kaldırmanın, basını susturmanın, Meclis muhalefetine imkan vermenin, tek başına iktidarda olmanın bunalımı yok etmeye, huzuru getirmeye yararı olmamıştır. Tersine denetimsiz parlamentonun yarattığı hoşnutsuzluk günden güne artmış ve ekonomik sıkıntılar da şiddetlenmiştir.

Dipnot: Uluslararası piyasada düşen fiyatlar, Türk ihraç ürünlerinin durumunu da etkilemiş, yeni gümrük tarifelerinin yürürlüğe girmesi iç piyasa ve halkın yaşamını oldukça zorlaştırmıştır. Bu arada Hükümetin sanayileşme siyaseti, alkollü içkilerin, sigara, şeker ve tuzun, deniz nakliyatının devlet tekeline alınması halkın hoşnutsuzluğunu daha da arttıracaktır.
Bknz., Erdoğan Teziç, Atatürk Döneminin Ekonomik ve Toplumsal Sorunları, İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Mezunlar Derneği Yay., İstanbul, 1977, s.70-72

Başlangıcından Günümüze Türkiye  Cumhuriyeti Tarihi, Prof. Dr. Temuçin Faik Ertan (Sayfa 173 - Siyasal Kitabevi)Başlangıcından Günümüze Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Prof. Dr. Temuçin Faik Ertan (Sayfa 173 - Siyasal Kitabevi)