"Başka türlü bir şey benim istediğim. Ne ağaca benzer, ne de buluta. Burası gibi değil gideceğim memleket. Denizi ayrı deniz, havası ayrı hava. Nerede gördüklerim, nerede o beklediğim. Rengi başka, tadı başka. Başka bi yolculuk, dalından düşmek yere. Yaşadığımdan uzun.. Dalından inmek yere. Ağacın yüksekliğince, dalın yüksekliğince.. Ve bir yeni ömür vardığım çimen yeşilliğince. Yani,başka türlü birşey benim istediğim. Ne ağaca benzer,ne de buluta." *
YAZAR, ŞAİR VE ÇEVİRMEN Hasan İzzettin Dinamo 1909, Ahanda köyü / Akçaabat / Trabzon doğumludur. Hasan Deniz imzasını da kullandı. Küçük yaştayken babası Birinci Dünya Savaşı sırasında Kars’ta şehit oldu, iki kız kardeşiyle birlikte şehit çocuklarının barındırıldığı Darüleytama (Öksüzler Yurdu) yerleştirildi. Çocukluğu Samsun, Beykoz-Halıcıoğlu-Bigados (Selimpaşa) / İstanbul ve Amasya öksüz yurtlarında geçti. Amasya Öksüzler Yurdundan ilkokulu bitirme belgesi aldı, ortaokula aynı kentte başladı, bir süre de sanat okulunda okuduktan sonra, ortaöğrenimini Sivas Öğretmen Okulunda (1931) tamamladı. Kendisiyle yapılan bir söyleşide, “Tesviye eğelerini bir yana bırakarak, bir demirci ocağı karşısında, Mehmet Emin biçiminde ilk şiirlerimi döktürdüm. (...) Durmadan yazıyorum. Ama bunlar aşk şiirleri değil, hep teknikle insan ilişkilerinden izlenimler taşıyan şiirlerdi. Rıza Tevfik, Yusuf Ziya, Orhan Seyfi, Enis Behiç gibi günün şairlerine kapılmıştım. Faruk Nafiz’in aşk acılarıyla dolu dünyasından gelen esinler daha sonradır. O beni kıskıvrak yakaladı diyebilirim” der. İlk şiirleri, ortaöğrenim öğrenciliği yıllarında yayımlanmaya başldı. Dinamo, Goethe’nin Werther’ini ve Faust’unu okur, çok etkilenir. Ardından Shakespeare’in Hamlet’ini tanır. “Faruk Nafiz’in pek etkili aşk ve memleket şiirleri” de üzerindeki etkilerini sürdürmektedir. Ama o günlerde Nâzım Hikmet Türkiye’ye dönmüş, 835 Satır (1929) adlı ilk şiir kitabını çıkarmıştır. Dinamo bu kitabı okur okumaz, “şiir sultanı olan Faruk Nafiz sessizce tahtından inerek, yerini Nâzım Hikmet’e bıraktı.” Dinamo bundan sonra (1930) Construcivite şiirin etkisinde yazmaya başladı. “Bu şiirin ustası, bir ara bana, Goethe ile Shakespeare’i unutturdu.” der. Bu yıllarda Sivas Öğretmen Okulunda öğrencidir. Nâzım Hikmet’e gönderdiği
Reklam
Bizim Memleket Bizim memleketten haber sorarsan Kimi açtır kimi toktur efendim Koltuğu bulanlar bizi unuttu Arada sürünen çoktur efendim Avukat elinden hakim şaşırdı Adalet sabrını böyle taşırdı Soyguncu fakirde boza pişirdi Akıl fikir vicdan yoktur efendim Seneler geçse de onmaz bu yara Fakir fukaraya güneş kapkara Devrin peygamberi kesildi para Hastaları çiğ yer doktur efendim Mahzuni Şerif'im kime darılır Sazı koyar başka şeye sarılır Bir gün her zalimden hesap sorulur Çünkü Hakk'ın yolu haktır efendim - Aşık Mahzuni Şerif Afşin
1000Kitap
Yoksa yârin gözyaşları mı bu yağmurlar?
Bir Avuç topraktan hayata
Toprak gibisi var mı? Memleket toprağı gibisi var mı? Memleket toprağının eşi benzeri olur mu? O toprakta binbir emekle yetişen, tadında doğa olan meyve ve sebzelerin tadı başka bir yerde olur mu? Bir de onun üstüne bereketli bir yağmur yağsa, her yer mis gibi koksa... Dalsak geçmişe, umutlara...
Duygu ve Düşünce
Kıskanırım ölü adamı, Zarifoğlu değilim aşkımı, davamı, derdimi şiirlerle anlatayım. Kıskanırım çocuğu, hafızlık icazetinde öptüğü eli. Kıskanırım güneşi, semâya yakın insanlardan uzak. Ama en çok kardeşlerimi kıskanırım. Babamın onları sevdiği yanlarında olduğu için. Gidecekleri bir mezar olduğu için. Oysa ben ne dirisini görebilmiştim ne ölüsünü. Aynı dünyada km'ler bahane, gurur had safada yaşadık. Nasip öyle birşey ki baban var ama senden uzakta ailesiyle yaşıyor. Nasip öyle birşey ki baban ölüyor ama sen 3 ay sonra öğrenirsin. Nasipsizlik öyle birşey ki varsın ama yokluğa mahkumsun gülce. Şimdilerde yaşımdan yorgunum, annemi anlayacak babamı yargılayacak yaşlardayım. Bu memleket en çok baba deyince kanar yüreği. Baba deyince aklına gelir çocukluğu. Şimdilerde birbirine kırgın ölüyor insanlar. Helal etmek lazım hakkımızı vakit varken, yaşarken...
Duygu ve Düşünce
Reklam
Reklam