Bir yerden sonra anlamaya başlarsın: iyilik, her şeyi taşımak değildir. Gerçek iyilik, artık neyi taşımaman gerektiğini fark edebilmekte gizlidir. Bazı yükleri yere bırakmak bencillik değil, kendine sadakattir. Çünkü kimsenin acısını taşıyarak huzur bulamazsın. Başkaları adına güçlü kalmak, seni kendinden uzaklaştırır. Duygusal yüklerden kurtulmak, hafiflemek değil, özgürleşmektir.
Ama bu bir “ bırakayım gitsin” kolaycılığıyla değil; her bir duygunun kime ait olduğunu fark etmekle olur. Bazen bir yükü bırakmak, “Bu benim değil,” diyebilmektir. Bazen de kendi yüküne bakıp, “Artık taşımak istemiyorum,” demektir. İyileşme, bazen sadece bir cümlede başlar: “Bu bana ait değil.” O cümle bir sınırdır. Seni başkalarının ağırlığından ve en önemlisi kendini suçlamaktan korur. Bazı yükleri taşımak görev değildir, alışkanlıktır. Bazen en büyük cesaret, o alışkanlığı bırakmakta saklıdır.
Atatürk, sözünü ettiği “iktisat devri”ni de şöyle açıklar: “Öyle bir iktisat devri lazımdır ki, artık milletimiz insanca yaşamasını bilsin, insanca yaşamanın neye bağlı olduğunu anlasın… Hepimizin arzusu şudur ki, bu memleketin fertleri, ellerinde örnekleriyle tarımın, ticaretin, sanatın, emeğin, hayatın bir temsilcisi olsun. Ve artık bu memleketi, memleket fakir, bu millet hakir değil, belki memleketimize zengin kanlar diyarı denilsin, bu yeni Türkiye’nin adına da çalışılsın.”