O nasıl maceraydı, o nasıl düştü Çevresine ihtilal kuzgunları üşüştü Ay görünce düzenli ışıyan gözlerini Hıçkırıklı bir mendil gökten kıyıya düştü Öyle maktül bir esaret boşaldı ki doğudan köleler ata bindi, sultanlar yaya düştü.. NURULLAH GENÇ
Şiir
Eşit Başlamadığımız Bir Yarış...
Eğitimde fırsat eşitliğini bırakın fırsat uçurumu var. Öğrenciliğimde bu uçurumun bu kadar farkında değildim. Kast sistemi ya da sosyal sınıflar(özgür doğanlar ve köleler) sadece tarih kitaplarında kalmadı; biçim değiştirerek yaşamaya devam ediyor. 🙂 Meslek liseliyim. (Bu bazı öğrencilere umut oluyor. Ne mutlu.) Devlet üniversitesinde okudum, yine devlet üniversitesinde yüksek lisans yaptım. Üniversiteye dereceyle yerleştim, dereceyle mezun oldum. İlk öğretmenlik stajımı Fen Lisesi’nde yaptım. Sonra meslek lisesinde öğretmenliğe başladım. 😊 Türkiye’de bazı ailelerin bir çocuğun eğitimine ayırdığı bütçe, bazı ailelerin aylık gelirinin iki-üç katı, bazen daha da fazlası olabiliyor. Bir tarafta okuyabilmek için çalışmak zorunda olan, ders çalışacak zamanı ya da ortamı olmayan çocuklar… Diğer tarafta önüne bütün imkânlar serilmiş çocuklar… Sonra bu iki tarafı aynı parkurda yarıştırıyoruz. (Sokakta kağıt toplayan, ışıklarda mendil satan çocuklar için bir şey yapılmamasına değinmiyorum bile...) Yine de hep bu eşitsizliğin yenilebileceğini, sosyal ve ekonomik koşullar farklı olsa da her insanın bir beyne sahip olduğunu(en azından bu konuda eşitiz. 😊) savundum. Ve bunca eşitsizliğe ve imkansızlığa rağmen başarmış insanların sayısının da az olmadığını düşünüyorum. Daha çok çabalamak ve daha çok yıpranmak koşuluyla... :) Diğerlerinin 3x çabayla ulaştığı başarıya, senin belki 10x enerji harcamayı kabullenmen, o aradaki uçurumu sağlığınla ve sabrınla kapatmaya çalışman, bitmek tükenmek bilmeyen bir çalışma azmine ve keçi inadına sahip olman gerekiyor. 100 defa düşsen de 101. defa "yeniden" ayağa kalkabilmelisin... Bu şekilde yıpranmayı göze alamadığında özel sektörde ya da sevmediğin bir işte vs. çoğunlukla yine yıpranıyorsun maalesef... Velhasıl eğer böyle bir yarışın
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
günlerden bir gün yine ben vapurdayken kalbimden fokurdayan duygularım gözlerime doğru taşıverdiğinde bir abi arkamdan omzuma dokunup mendil vermişti. bende taşıveren duygularımı ortalıktan toparlamaya çalışırken panik olup teşekkür edememiştim. içimde kaldı. burdan da göremezsin ama hiçbir şey söylemeden sadece mendili uzatman çok inceydi. teşekkürler abiş 🥲
Yüzümde ince bir kış var Elimde eski bir mendil Sevda dediğin bir eşik Geçen yandı kalan değil youtube.com/watch?v=g25BsHn...
Müzik
Seni düşünmeye ayırmışım bütün vakitleri, Kalemi elime aldım, sızmadı tek bir kelime. Gözlerim seni arıyor yollar boyu, caddeler boyu, Aynı ilçede, aynı semtte bulamıyorum izini. Buralarda değilsin, biliyorum. Yorgun argın okuldan döndüğümüz o akşamlar geliyor aklıma; Sen yola bakardın, ben sana, Sen müzik dinlerdin, ben seni izlerdim. Gözlerim yüzünü okşarcasına gezinirdi üzerinde. Biliyorum yoksun Ama kabullenemiyorum. Bir gün karşıma çıkacaksın ümidiyle Yaşıyorum, yürüyorum; batıyorum, çıkıyorum. Uyanıyorum, düşünüyorum, düşlüyorum. Merdivenleri çıkıyorum, Şairin "ağır ağır çıkacaksın" dediği merdivenler bunlar olsa gerek. Hafif bir rüzgâr esiyor, Eteklerim uçuyor. Sen bakıyorsun, Gülüyorsun Ve ben kaçıyorum; Gözlerinden kaçıyorum, Gülüşlerinden kaçıyorum, Bakışlarından kaçıyorum. Yolun sonuna geliyorum. Bir durak var merdivenlerin altında; Betondan bir boşluk. Bakanlar sadece o griliği görüyor, Bakanlar yağmuru görüyor, beton görüyor. Benim gördüğüm ağlayan bir kız,
Gülü dalından etmeyin
“Yüzümde ince bir kış var, elimde eski bir mendil. Sevda dediğin bir eşik, geçen yandı kalan değil.” Not: Bir simit almak için girdiğim fırın öğretisi 💭
1000Kitap