"Sevilmemek bu kadar hoşuna gidiyorsa sevmem seni, sevilmeni
istemem. Sevilmekten, anlaşılmaktan bu kadar korkuyorsan anlamam bir daha seni. Beni bir kere ittiysen ben de itmeye devam ederim seni. İnanma bana ama ölürken özür dile benden. Kardeşine timsah gözyaşlarını silmesi için kırmızı bir mendil uzatırken söz, kabul edeceğim özrünü!"
Hollanda laleleri ile dolu bahçesi ise mendil kadar kalmıştı. Çocuk gözünün mekanı genişletme yetisine sahip olduğuna inanıyorum. Boyun güllerin ve lalelerinki kadarken dünyaya yakından bakarsın, onun boyunda olursun, dünyada senin boyundadır.
Baş düşüyor; fakat top yağmuru dinmiyor. Sekiz, dokuz yaşındaki bir korsan, bir kolu annesinin elinde, sürüklenip götürülürken, bir tane daha, tam göğsün üstüne vurabilmek için çırpınıyor.
En son Colomb kaldı: Elleri pantolon ceplerinde, üşümüş, büzülmüş, ihtiyarlamış; mendil sallıyor gibi; hayata.
Fakat birdenbire delicesine atılıyor kardan adamın üstüne, omuzluyor, bir daha omuzluyor, deviriyor ve çiğniyor.
***
Kar lâpa lâpa ve sessiz yağmaktadır; fakat artık kurşuni renk koyulaşmış, esmerleşmiştir. Meşhur hikâyeci kendini çaresiz hissetmektedir: Bir başka konu bulmalı: Yazdıklarına bir defa daha bakıyor; evet, evet; bir başka konu bulmak lazım.
sevgilim
telaşlı zaman dudaklarımda haziran türküsü badanasız bir ev içinde esir kaldı çocukluğum
yüreğimde yalnızlığım
çiçeklerin diliyle sustu
deniz feneriyle geçti şiir sessizliğine
elyazmalı mendil salladı
hep o dilde
ask çiçeklerin dilinde sevgilim
rütbesiz palaska beline