“Hayatlarının çoğunda, en azından fiziksel olarak rahattı herhalde. Ama buna rağmen buradayken yepyeni bir şey hissetmeye başlamıştı. Ya da uzun zamandır bastırdığı eski bir şey. Kutuptaki manzara ona her şeyden önce gezegenlerin birinde yaşayan bir insan olduğunu hatırlatmıştı. Hayatta yaptığı her şey -satın aldığı, uğruna çalıştığı, tükettiği hemen her şey- onu kendisinin ve bütün insanların, dokuz milyon türden yalnızca biri olduğunu idrak etmekten bir adım daha uzaklaştırmıştı.”
“Kapatma kararına karşılık derneğin İstanbul şubesi Nurettin Topçu'nun kaleminden bir bildiri yayımladı. Nurettin Topçu bildirinin son kısmında şunları söylemektedir: "Bizim seksenden fazla şubemizin bulunması sizi hayretlere, biraz da telaşa düşürmüş. Hâlbuki bunda hayret edilecek ne var?
Biz sade bir dernek değil, onun hayat ve kuvvet kaynağı olan Türk milletiyiz. Yarın sekiz yüz şubemiz de olabilir. Zira İstiklâl Savaşı'nı unuttunuz mu? İzleri üzerinde yürüdüğünüz ellerin ganimetlerini paylaştığı İstiklâl cihadımız yapılırken her köy, her kağnı, her minare cephelere nasıl uzanmıştı!.. İşte biz de öyleyiz, o köylerin çocuklarıyız, o kağnıların yetimleri, o minarelerin müminleriyiz..." ”
“Ağacı kendi keyfine bırakmışlar anlaşılan, o da duvarla uzun süren bir arkadaşlık kurmuş. Taşın yaprak ile izdivacı bu kadar güzel olabilir. Zıtlık diye bildiğimiz unsurların aslında bir bütünün parçaları olduğunu bu ıhlamura bakarak anlayabiliriz.”
“Mimarın veya hayrat sahibinin diktiği ağacın büyüdüğünü görüp görmemesinin ehemmiyeti yoktu. Dikilmiş olduğunu bilmesi yeterdi. Bilirdi ki toprağa emanet edilmiş bir ağaç, mahalleye, semte, şehre, hatta cemiyete ve bütün bir imana emanet edilmiş bir değerdir.”