• 509 syf.
    ·4 günde·Puan vermedi
    Okudum bitti. Yazarın kalemiyle daha önce tanışmıştım. İlk okuduğum çilek mevsiminde yan karakterler burada ana karakter. Çilek mevsimini okuduğum da Demir Ve Burcu 'nun hikayesini merak etmiştim. Ama o kadar okunacak kitaplar var ki bir türlü alıp okuyamamıştım. Bu kitabı da, bir günah gibi ve Cezayir menekşesi kitaplarını bana arkadaşım hediye etti. Çok teşekkür ederim bu güzel hediyeleri için.
    Gelelim kitabın yorumuna. Genel anlamda sevdim. Bazı yerlerde çok kızdım.
    Despot bir karakterimizden bahsetmek istiyorum yani Demir. Gerçi sonlara doğru uysal oldu. Demir ya okurken sakın bunu yapma dediğim yerler oldu ki. Ama son yaptığın orada sana neler dedim neler. Ya sen nasıl yaparsın bunu. Hem güvendiğini söyleyip hem kırmak nedir ya. Karşı tarafı dinlemeden yargılamak bunu yapmak hiç güzel değil. Gerçi bunu herkes yapıyor. Yine de senden beklemezdim birinci de haklısın dedim yani son yaptığın da sana hak veremedim. Arkadaşının yaşadıklarını sende yaşamaktan korktun belki ama her insan aynı değildir. Pişmanlığını hissettim. Keşke biraz daha fazla olsaydı. Affetitme sahneleri.
    Gelelim Burcu sana ilk başta söylemen gerekenleri söylemedin o zaman ah bu kız neden söylemiyor. Demir ondan öğrensin derken hop başkasından öğreniyor. Tamam ilkinde söylemedin. Peki diğerleri ya Demir ne kadar kızan karakter olursa olsun. Sen ona söylemen lazım. Sonra geliyor yanlış anlamalar. Demir son yaptığı şeyi canının ne kadar yandığı o kadar hissettim ki. Seninle üzüldüm. Sen çok güçlü bir karaktersin. Neleri tek başına mücadele ettin.
    Kenan Bey(Burcu'nun babası) sen nasıl anlamadan dinlemeden kızına sırtını çevirirsin. O senin kızın canından bir parça. Yaptığını hiç doğru bulmadım. Pişman olup özür diledin.. Keşke biraz daha baba kız sahnesi olsaydı. Kendini affetirmeye çalışan bir baba okumak isterdim.
    Kitapta o kadar isim var ki hepsinin bir kitabı olsa okunur. Hayır merak ettim. Buğra ve Binnur arasındaki çekimi hissetmemek mümkün değil. Öğrendim ki bu ikilinin bir kitabı olacak.
    Aysun ve Murat ikilisi çok sevdim onların nasıl bir hikayesi var. Hele Ceren ve Uğur bayıldım.
    Beliz neler yaşacak merak ediyorum.
    Yan karakteri de merak ediyorum.
    Ve son olarak psikopat Çağlar hak ettiğini buldun sonunda.
    Keşke Savaş hikayesi orada bitmeseydi. En çok onu okumak isterdim sanırım.
    Evet kimler okudu bakalım?
  • " . Yaz mevsiminin günlerinden birindeydik. Öğlen sonu iş molası vermiş, yazlık mutfağın önündeki balkonda annemin gençlik yıllarında dokuduğu halının üstüne oturmuş çay içiyorduk(bu halı hâlâ durur♡ evimizde zamana direnen yegâne eşyalardan birisi sadece).Babam Libya'ya giden Türk işçilerden biriymiş. Libya'da Kaddafi yönetimine karşı başlayan direniş dünyayı sallamış ve Kaddafiyi halkı acımasızca öldürmüştü.
    Bunun nedenini merak ettim.
    " Baba sen gittin gördün oraları. Kaddafi gerçekten kötü biri miydi? Halkına zulmeden biri miydi? " ( bu arada babam 73 yaşında)
    "Hayır kızım." dedi. "O, hep halkını seven koruyan birisiydi. Elektirik parası almaz, halkı nasıl refah edecekse öyle yaptı" dedi.
    Ve sonra dedi ki:
    " Çalışmaya gittiğimde deverimlere ben de katılmıştım"
    Sonra annem girdi araya :
    " He kızım, çoluk çocuk burda aç, baban Libyada devrim yaparmış. Boş valizle gidip boş valizle geldi. Getirdiği tek şey devrim bayraklarıyla arapça yazılı kâğıtlardı."
    Olayın bütün büyüsü kaçtı. Annemin olaya bakış açısı beni hâlâ güldürür:)
  • 226 syf.
    ·5 günde·Beğendi·10/10
    F İ R A K 1

    “Darmadağın olmuş bir yüreğin harabe gönlünde, uçmaya gayret eden kanadı kırık bir kuştu…”

    “Sana ait olduğuna inandığın hiçbir şeyi, sonuç ne olursa olsun almaktan korkma!”

    Üsteğmen Kerem Acar, Er Serdar Güneş, Meri Janan Alborz, Garnizon komutanı Levent, Necla teyze, Süreyya, Zuzu, Erdal, Aysel hanım, Hasan dayı, Ela, Amir Ghorbani, Şeyh, Muhammed Ali Alborz, Raşit, Barney Vincent, Golrıkh Ebrahimi, Zafer, Cemal ve Cellat Hamit ile acılarla dolu hayatlarda beraber yol aldık.

    Daha ilk sayfalarda görevde iken Kerem’in silahının patlaması sonucu olanlar beni çok üzdü ve yorumu yazarken bile o sahne gözümün önüne geldikçe yüreğim acıyor… Meri’nin anne ve babasının Tahran’da başına gelen olaylar yürek parçalıyor… Nasıl yasaları var öyle, okudukça insan darmadağın oluyor. Meri varlıklı iken, gelişen olaylar sonucunda zorluklar yaşaması ve geldiği son nokta içler acısı… Kerem ile yollarının çok kötü şartlarda iken kesişmesi, yanlış anlaşılmalar sonucu Meri’nin hep mağdur durumda kalması kötüydü. O sahnelerde neredeyse Meri’nin masumluğunu Kerem’e ben anlatacaktım…

    Bir yandan Meri’nin üvey teyzesinin yaptıklarının sonrasında akıl almaz olayların yaşanması, para, mal, mülk için Meri’ye yaptıkları beni çok sinirlendirdi ve o anda saçını başını yolasım geldi… Ama etme bulma dünyası… Meri’nin herkese güvenmesi sonucu başına türlü türlü işlerin gelmesi, tam bu sırada Kerem ile karşılaşmaları onun için büyük ikramiye idi… Kerem’in de çocukluk döneminde yaşadıkları sonrası psikolojisinin iyi olmaması, arada dengesizleşmesine sebep olsa da içinde ne kadar güzel bir yüreği olduğunu onca yaşananlara rağmen Meri’nin görmesi beni mutlu etti. Kereme takılan lakapta ayrı bir güzeldi Nazik Gladyatör… Kerem’in kuzeni Ela ne kadar kişiliksiz, karektersiz bir varlıkmış öyle… Kadın kadın değil sanki canavar. Nefret ettim Ela’dan, insan babasından az da olsa güzel bir huy almaz mı?


    Meri Amir’in ona iyilik yaptığını düşünürken içindeki şeytanı görememiş olması, yaşadığı kötü zamanların onun iftiraları sonucu yaşadığını bilse ne der, nasıl davranır merak ediyorum. 23. Bölüm sonu okuduklarım resmen kan dondurucu… recm cezası da neymiş yaaa bu kadar vahşet mi insanoğlu… Meri’nin ne olursa olsun, ne yaşanırsa yaşansın mücadelesini takdir ettim. Ancak eserin sonunda çoğu yaşananların yarıda kalması okuyucuyu merakta bırakıyor. Şimdi devam kitabını nasıl bekleyeceğim ben, meraktan çatlamadan Firak 2 çıkarsa harika olur. Yazarımız öyle özenerek yazmış ki basım hataları bile göz ardı ediliyor. Yılçaycığım eline yüreğine sağlık, bu film tadında olan eseri biz okuyucularına sunduğun için. Nice güzel yeni eserlerin ile buluşmak ümidiyle.

    #yılçayatar #firak1 #okudumbitti
  • 240 syf.
    Öncelikle kitaba yapılan eleştirilere saygı duymakla birlikte katılmıyorum.

    NİYE Mİ ?

    Kitabın adı; kadınlar güldür ma çiçektir, melektir, baş tacıdır değil ki! İçeriğinden farklı birşey beklemek yersiz.

    Kitap beni yer yer sinirlendirmekle birlikte midemi bulandırdı, yer yer de haklı buldum ve tebessüm ettim.
    Sinirlenmemin sebebi yazılan sözler değildi aslında , baş tacı ettiğimiz , ne kadar romantik adam dediğimiz, raflarımızda eserlerini bulundurduğumuz yazarlaraydı.
    Kimler vardı söyleyeyim ; Turgenyev, Hugo, Dumas, Zola, Çehov, Flaubert, Aristophanes...
    En ağır cümleleri sarf eden ve en sık göreceğiniz isim Jules Renard'tı neyin öfkesi böyle anlayamadım. Kadının adetinden, belden aşağısından vurmak, aklıyla dalga geçecek kadar ne yaşamış merak ettim doğrusu.

    Alıntıları yapılan yazarların eserleri ve eserdeki sayfa karşılıkları kitabın sonunda verilebilirdi. Yani dizin olsaydı fena olmazdı.

    Okunulabilir bir eser mi ? -Tabiki , farklı görüşlere açık olmak lazım , çok yönlü düşünmek için ve bu görüşlere karşı kendimizi savunmak adına kafamızda idealar oluşması için.

    Keyifli Okumalar,
  • 256 syf.
    ·17 günde·8/10
    Çok merak ettiğim bir kitaptı, ayrıca ismi çok ilgi uyandırıyor :) bu kitabı İran seyahatimde okumak için yanıma almıştım. İran’da tanıştığım Türkçe öğrenen bir arkadaşa hediye etmiştim o zaman okuyamadım. Yeniden temin ettim okumak için :)

    Kitap iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde sevgiyi, aşkı, acıyı, yalnızlığı, özgürlüğü, insanın insana muhtaçlığını vs incelediği denemelerden oluşuyor. İkinci bölümde ise daha çok şiirle ilgili dergilerde yazdıklarından bir derleme var. İlk bölüm bana çok hitap etti, o kısmı daha çok beğendim.

    Kitapta Şükrü ağabey çok güzel noktalara değinmiş. Sevmenin, aşkın, acının, yalnızlığın, insan ilişkilerinin özüne inmiş. Aşk varsa bu dünyanın daha katlanılabilir, anlamlı ve değerli olduğundan bahsetmiş. Bu konu üzerine çokça düşündüm kitabı okurken gerçekten de öyle, aşkın ve sevginin iyileştirici gücüne inanıyorum. Kitaptan şu alıntı çok güzel açıklıyor bu durumu; “Aşk benim kurtuluşum, soluğum, özgürlüğümdür. Bu sıradan, bu bayağı hayattan, bu günlük, bu insanı haysiyetsiz bırakan korku ve kaygılardan, hesaplardan kendimi korumak için girdiğim rollerden, baskılardan aşkımla çıkabilirim ancak; aşk benim için ya hep ya hiçtir."

    Acının da zaman zaman gerekli olduğundan bahsetmiş. Kitapta geçen şu cümleyi çok beğenmiştim. “Ey acıdan damıtılmış yaşama sevinci, sen ne güzel, ne büyük, ne değerlisin...“

    Kitapta altını çizdiğim, beni oldukça etkileyen çok yer oldu, eminim sizleri de etkileyecektir. Tespitleri ve ifade tarzı çok hoş...

    Kitapla kalın, keyifli okumalar…
  • 207 syf.
    ''Asıl peygamber olan sensin. Yeryüzünde günahsız tek insan sensin...'' cümlesini yazacak kadar aşık ve yiğit bir insan geldi yeryüzüne. Ve sevginin kavramını literatürde değiştiren adamın da kendısıdir o.. ''Ahmed Arifçe Sevmek...''

    Leyla Erbil'i şöyle uzunca seyrettim, nasıl da böyle babayiğit bir insanı bu denlu esirleştirebiliyor. Uzunca seyretım Erbil'i fotograflarda.. Böylesi bir peygamber gibi, yeryüzünde tek günahsız gibi sevilen şu kadın da şu babayiğidin benım goremediğim ama onun gördugu seyın ne oldugunu hep düşündüm, düşündüm ama düşündükçe bir fotograf karesınden öteye gecemedı düşüncelerim.. Ahmedimin yüreğinden çıkan hırçın kuşların Leyli'nin yüreğine suskunca konuşunu izledim.. Ahmedçe ve yahut Arifçe bir şey yakalamak istedim. Arif'in böyle delimsi, yücemsi cümleleri adayan kadında ne bulduğunu, neyini, neresini , niçin sevdiğini merak ettim. Leyli'nin gözlerini, parmak uçlarını, kilosunu, vucudunu, saçlarını, saç rengini, bakışlarını, memelerini ve meme uçlarında ki o asaleti görmek istedim. Ve leyli'ye baktıkça aynı portreyı hep gördüm. Aynı çizgiler, aynı burun hatları, dudak ile burun arasındakı aynı orantılı mesafeyi, aynı bakışlarının korkutucu yanını, avuc içlerindekı değişmeyen çizgilerinin varlığının değişmezliğini , aynı ebattakı memelerinin dolgunluğunu, saç tellerinin aynı tonla kaldığını, kulak memesi ile burnun altındaki üst dudak ile eşit mesafede oluşunu.. Aynı; ton, renk, tel, yüz, memeler, dudaklar, hatlar... Ahmed'in gördüğü başka bir şeyler vardı.. Ben baktıkça aynı portreyı gorurken Ahmed'in baktığı ise farklı bır portreydi.. İşte o an anladım ki o Leyla'yı Leyli'ce görebilmek için Arifçe bakmak gerekıyordu ve ben bundan dolayı yeniliyordum her defasında...


    Sevginin kavramını literatürden kaldıran Ahmed'in, Arifçe görmenizi ve sevmenizi temeni ediyorum.. Arifle kalın.. :))