Bir oyun ve eğlenceden ibaret olan dünya hayatı camii avlusundan çıkanları yeniden koynuna aldı. Bedir bu manzara karşısında dayanamadı. Tabuttan başını çıkarıp bağırdı:
- Heeey! İnsanlar! Nereye gidiyorsunuz?
Ses bomboş cami avlusunda yankılandı. Güvercin şadırvana gelip su içti.
Serçe bir simit kırıntısına yumuldu. Minarenin gölgesi musalla’nın üzerine düştü.
Az önce orada biri vardı.
Şimdi yok.
İnsan dünyaya kendini kaptırınca zamanın nasıl geçtiğini bilemez. Bir akıntıya düşüp tüm ömrünü koşturarak geçiren çoktur. Belki insanlığın tamamı.
Onları uyarıcı peygamberler bile yolundan döndüremez.
Velhasıl dünya hayatı ‘iş’ dediğimiz oyun ve eğlenceden ibarettir.
Ne demek yani iş yapmayacak mıyız?
Güldürmeyin adamı elbette yapacağız ama dünyaya kazık çakamayız. Ömür göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor. İş dediğimiz şey bizi ibadetten, şefkatten, merhametten, Allah yolundan ayırmamalı. Şunu unutmamalı en önemli iş bağlantısı için atılacak imza, bizi bir sabah namazını vaktinde kılmaktan alıkoymamalı. Dünya işinin Allah rızası karşısındaki değeri budur.
Aslında küçük olsun, büyük olsun insanı anlamak zor.
Ağlıyoruz, küsüyoruz, gülüyoruz, seviniyoruz bunların hepsine umumi cevaplar veriyoruz.
Ruhiyat ilmi problemi çözmek istiyor ama yetersiz.
Mükafat sevindirir, ceza üzer.
Başarı sevindirir, yenilgi üzer.
Bu yüzden yarışmaları sevmem. Hele çocuklar arasında olursa. Her başarı yenilen çocuğun acısı üzerinden kazanılan bir ödül gibi. Olmaz olsun. Bir yarışma yapalım herkes birinci olsun.