Ölüm üzerine düşüncelere dalıp derin kuyular içinde dolaşmaya başladığım andan itibaren hayatın asıl gayelerinden birinin de ölümü güzelleştirmek olduğu fikri bir kurtarıcı gibi yardımıma koşardı. Arkamdan beni hatırlayanların tebessüm ettikleri, içten dualar gönderdikleri bir hayat bırakmak istiyordum. Ölümümle birlikte kapanmayan, kıyamet gününe kadar açık kalacak olan bir hesap defteri oluşturmayı düşlüyordum. Bunun için de ölümümü güzelleştirmeliydim. Ölümümü güzelleştirmenin yolu da hayatımı güzelleştirmekten geçiyordu. Birçok kişi hak ve adalet uğrunda ölmeyi kutsasa da ben asıl zor olanın hak ve adaleti gözeterek yaşamak olduğunu düşünüyordum.
Asıl zor ve başarılması gereken yaşamaktı; ölmek değil.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İnsan yakınındaki biri öldüğünde ister istemez kendi ölümünü de düşünmeye başlıyor. Benim de söylediklerim, yazdıklarım, yaptıklarım bir gün bir ölünün ardında kalanlar olacaktı. Aslında hayatın en gerçekçi yanlarından biri de ölümdü ve hepimiz saniye saniye, adım adım ona doğru yaklaşıyorduk.
Gökdelenler, AVM’ler hayatla, uçsuz bucaksız gökyüzünde aramızı açmış; şehri bizim için bir hapishaneye çevirmişti. İnsanlar büyük bir anlam bunalımına, ruh sıtmasına tutulmuşlardı. Herkes tanımlanmış yaşamlarında belirlenmiş rolleri oynuyordu. İşte kapitalizmin oluşturduğu dünya ve insan tipi tam olarak böyle bir şeydi...
Tarih, sömürgeci ülkelerin işgal ettikleri toprakların sorunlarını çözmek yerine bu ülkelerdeki sorunları daha da büyüttüğünün, içinden çıkılmaz bir hale getirdiğinin örnekleriyle doludur.