Adem Özköse

Adem Özköse

Yazar
9.0/10
402 Kişi
·
1.450
Okunma
·
205
Beğeni
·
4016
Gösterim
Adı:
Adem Özköse
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Samsun
Samsun'un Çarşamba ilçesinde doğdu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Gerçek Hayat ve Akit gazetelerinde çalıştı. Milat gazetesinde köşe yazarı. Gerçek Hayat gazetesinin Ortadoğu Temsilcisi. Pınar Yayınları'nda, "Cennete Otostop", "Söz Direnişçilerde", "Ümmet Coğrafyası", "Rotamız Alemi İslam", "Seyyah" ve "Kaçak Yolcu" isminde altı tane kitap yayınladı.
"...İslam'dan utanıyormuş gibi davranıyorlar. Oysa bizler müslüman olduğumuz için büyük bir özgüvene sahip olmalıyız..."
Adem Özköse
Sayfa 34 - İtalyan Elisa
" -Unutmayın, her yolculuk bir okuldur. Bu okulun en başarılı öğrencileri ise seyyahlardır..."
Adem Özköse
Sayfa 272 - Pınar Yayınları
İsrail, Filistinli gençleri öldürerek çiçeklerimizi koparabilir. Fakat çiçekleri kopararak baharın gelmesini asla engelleyemeyecektir. Bunu bütün dünya birgün anlayacak.
"İnsan, fazlalıklarından arındıkça özgürleşirmiş. Çöl sanki bizim de fazlalıklarımızı alıyor."
Adem Özköse
Sayfa 191 - Pınar Yayınları
"Gazzelilerin İsrail Ordusu karşısındaki en etkili silahları da şehadete tutkulu işte bu insanlar..."
Adem Özköse
Sayfa 59 - Pınar Yayınları
"Müslğman bir ailede doğanlar İslam'ı iyi biliyorlar;ama yaşamıyorlar. Sonradan İslam'a girenler ise İslam'ı pek fazla bilmiyorlar;fakat İslam 'ı yaşamak için büyük çaba sarf ediyorlar. Müslümanlar olarak ilim ve takvayı bir araya getirebilirsek sanırım halimiz şu anki durumumuzdan çok daha iyi olacak"
(Ermeni Genç Cabir)
"Kelimelerin, sayfaların peşine takılıyor, seyyahlarla birlikte bambaşka dünyalara açılıyordum. Bundan dolayı dünyanın bir kitap gibi olduğunu, gezmeyenlerin, okumayanların, hayal kurmayanların, bir şeyleri değiştirmek için mücadele etmeyenlerin bu kitabın sadece birinci sayfasını okuyabileceklerini, diğer sayfalardan ise habersiz olarak yaşayacaklarını erken yaşlarda fark ettim."
Adem Özköse
Sayfa 9 - Pınar Yayınevi
"Özgürlük onu tanıyana kadar sizin için hiçbir şeydir, onu tanıdıktan sonra ise sizin için her şeydir."
Adem Özköse
Sayfa 183 - undefined
180 syf.
·20 günde·9/10
Üniversiteye geldiğinde çok geç haberim olmuş. Nerdeyse koşarak dinlemeye gitmiştim. Konuşmasının son yirmi dakikasını dinleme şansım olmuştu. Bir yandan dinliyor, bir yandan telefonla kayıt ediyordum. İlk izlenimim sıradan giyimli, sıradan bir insan konuşuyor işte yönündeydi. Sonra konuşmasını dinledikçe anlattıkları ilgimi çekmeye başlamıştı. Söylediği cümleyi tam olarak hatırlayamasamda dünyanın en güzel şeyi bir mazluma umut olmak ve bunu onun gözlerinde görmektir gibi bir cümle kurmuştu. İşte yazarla tanışmam bu şekilde olmuş ve bu sözü duyar duymaz içimden mutlaka kitaplarını alıp okuyacağım diye geçirmiştim. Aldığım ilk kitabı bu oldu ve bu ilk kitabında da "Hayatın ancak mazlumlar için mücadele edildiğinde anlam kazanacağını düşünüyordu." cümlesi hoş bir tevafuk oldu. Kitaba gelecek olursak, insanın var oluş sancısına cevap bulduğu bir yolculuğu anlatmış. Farklı kültürlerden farklı ırklardan insanlar gözlemlenip okuyucuya aktarılmış. Savaşın hüküm sürdüğü, acının hakim olduğu, insanların öldüğü ve öldürüldüğü yerlerde insan kendini nasıl bulabilir sorusunun cevabıdır bu kitap. Düşünün ülkeniz sizle arasında okyanuslar olan ülkeler tarafından işgal edilmiş, sizde haklı olarak bu işgalci güçlere karşı savaşıyorsunuz. Onlar ise sizi dünyada kırmızı bültenlerle arıyor, terörist olarak lanse ediyor fakat istediğiniz tek şey işgalci ABD, Rusya gibi devletlerin kendi topraklarına dönmeleriydi. İşte yazar, aynı zamanda seyyah, bu bölgelere gitmek istiyor. Buralara gitmeye izin çıkmayınca kaçak yollardan gidip gözlemliyor. Gazeteci kimliği ile de tanınan yazar, sağlam tasvirleri ve sade bir dille okuyucuya bu kaçak yolculuğunu anlatıyor. Daha önce kimsenin anlatmadığı bölgeleri ve coğrafyaları anlatması yönünden tektir. Aynı zamanda birliğin ve beraberliğin insanlara yardım etme fikirlerinin aşılanmaya çalışıldığı bu kitabın daha fazla okuyucuyu hak ettiği kanaatindeyim. Sevgiyle kalın...
224 syf.
·24 günde·9/10
Aslında cümleye nereden başlayacağımı bilmiyorum. Zarifoğlu gibi ''Ne çok acı var.'' diyerek başlamak isterdim. Düşünsenize bir zamanlar mahallede koşturup oyun oynadığınız yer artık harabeye dönmüş, yaşanılabilir tek bir alan kalmamış ve evinizi terk etmek zorunda kalmışsınız. Suriye konusunda ''Onlara oturduğu yerden devlet yardım ediyor'' ya da ''Düşük maaşlara çalışıyorlar biz işsiz kaldık.'' ''Benim ülkemde aç mı yok?'' gibi mahalle konuşmalarını bir kenara bırakıp derin düşünmenin vakti geldi de geçiyor. Biraz empati yapmanın bu noktada önemli olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar kültürel birtakım bağlarımız olsa da kendi ülkenizden beş parasız başka bir ülkeye geliyorsunuz ve dilini dahi bilmiyorsunuz. Devletin bazı noktalarda yardımda bulunması doğal değil midir? Siz her zaman kendi yaşadığınız ve büyüdüğünüz yerdesiniz ama onlar değiller. Çalışma konusu dün Almanya'ya nasıl işçi olarak gidenler kötü muamele gördüyse aynısı Suriyelilere uygulanıyor burada hatalı olan onlar mı yoksa işveren mi yoksa iş beğenmeyen bizler mi iyi düşünmek gerek. Ülkemizde yaklaşık 4 milyon Suriyeli bulunmasına rağmen halen bir Göçmen Bakanlığı'nın kurulmaması ise traji-komik bir olaydır.

Konuya kısa bir giriş yaptıktan sonra bu meselenin yalnızca insanlık meselesi değil aynı zamanda tam anlamıyla kendi meselemiz olduğundan bahsetmek isterim. Bugün Notre Dame Katedrali yandığında herkes duyarlı olurken Hüsreviye Cami yerle bir olduğunda kimsenin ruhunun duymaması tam anlamıyla bir kendine yabancılaşmadır. Albert Camus'un yabancılaşması kadar değil belki fakat uzak değil. Hugo'ya saygım büyük ama insanların Mimar Sinan'ın yaptığı caminin yıkılmasına ses çıkarmazken Katedral için ahlar etmesi kendimizden ne kadar uzak olduğumuzun bir göstergesi. Üstelik sadece Hüsreviye değil daha yüzlerce eserimiz talan oldu. Sahi ne ara bu kadar kendimize yabancı olduk? Sanırım bu çok daha uzun bir yazının konusu olabilir ama özetle yüz yıldır dünyaya hükmedenlerin diğer bütün kültürleri yok etmesi bizimde binlerce yıllık tarihi onların yazdığına inanıp sorgusuz sualsiz her şeyi salt doğruymuş gibi kabul etmemiz...

Kitapta anlatılanların gerçekten yaşanmış olması durumun ne kadar önemli olduğunu gözler önüne seriyor. Okuyunca yazarın dilinin ve tasvirlerinin önceki kitaplarına göre biraz daha gelişmiş olduğunu gördüm. Bir ülkenin nasıl böyle içler acısı bir hal aldığını daha yakından tanıklık etmiş oldum. Haklı bir sebeple baş kaldıran halkın muvaffak olamaması kadar üzücü bir durum olamazdı.

Esed'in zindanlarını bu kadar yakından görebilmek ve oradan sağ çıkabilmek doğrusu bir mucize. İnsanlara yapılan işkenceleri okurken kusmamak için kendimi zor tuttum. İnsanı hayvanlardan ayıran en önemli özelliği belkide ümit etmesidir. Başka türlü böyle iğrenç bir ortamda daracık bir hücrede kalabilmek mümkün olmasa gerek. Yazarın o hücrede kendini Kur'an okuyarak rahatlatması ve belkide o işkence dolu hücrenin madde aleminden manaya oradan da namütenahi bir diyara kapı açması muazzamdı. Yazar ''Hayata hep bir hikâye olarak bakmıştım.'' diyor. Birilerinin size giydirdiği deli gömlekleriyle biçtiği rolleri değil kendi öz bilincinizle kendi hikayenizi yaşamanız dileğiyle...
191 syf.
Bu kitabı okumaya bir arkadaşımla başlamıştık.
Kitabı bitirdiğimde arkadaşım "Kitaptaki kişiler biraz farklı değil mi? Sence de" demişti.

Haklıydı.

Hepsi için söyleyemem ama...
Şimdi şöyle kitap hidayet öykülerinden oluşan akıcı bir kitap,kitap da altını çizilecek kelimeler, sözler mevcut...

Lâkin kitabın 46. sayfasında Kur'an'ın yanına bir silah koyulmuş yanında ise ilginç bir insan ve Adem Özköse rönesans tablosu gibi Mübarek...

Yahu silah nerede İslâm nerede...

Evet doğru peygamber efendimiz savaşmıştır.
Hakkımızı aramak müslümanın en kutlu görevidir lâkin silahı, savaşı en son tercihte kullanır İslâm!

İslam huzur dinidir, uzlaşma dinidir, hoşgörü dinidir.

Kitabın 72. sayfasında ise Harun Yahya'nın kitaplarından etkilendiği yazmaktadır Harun Yahya şu çocuk tacizcisi Adnan Oktar değil mi?

Kitabın 89.sayfasinda "Amerika'da ikiz kulelerin Müslümanlar tarafından vurulduğu söylendi bu haber beni heyecanlandırdı müslümanlığa sıcak baktım."Baaaaak sen!!!

Kardeşim İslâm mazlumun sesi olurken,Somali'de koli koli yardım dağıtırken, Allah'ın kitabını okurken ki ahenk mantıklı söylemler dikkatini çekmezken, masum insanlara ve onun akabinde binlerce masum Müslümanı öldürmek için bir neden olan bu olay mı seni müslümanlığa sıcak baktırdı!

Yazıklar olsun!

Yine aynı sayfada gerilla ismi telaffuz edilmektedir gerillayı ben PKK eylemlerinde duyarım genelde... PKK,gerilla, İslâm ne alâka kardeşim!

İslâm ferahlık dinidir,İslâm kuşu öldü diye küçük bir çocuğa taziyeye giden, başka bir dinin lideri gelince altındaki postu veren, açlıktan karnına iki tane taş bağlayan kutlu bir peygamberin dinidir.

Silah, Kur'an,gerilla, savaş,Harun Yahya ne alâka Adem Bey olmamış beğenmedim, okumayın okutmayın.
191 syf.
Hepsi gerçek ve yaşanmış olan hidayet öykülerini dinleyip öykülerini okurken bir çok farklı duyguyu bir arada yaşayacağınızı; kimi zaman şaşıracağınızı, kimi zaman mutlu olacağınızı, kimi zaman da gözyaşlarınıza engel olamayacağınızı tahmin ediyorum.
253 syf.
Dünya'nın en güzel , heyecanlı sohbetlerden biri de seyyahların sohbetleri olsa gerek. Çünkü yolculuklar seyyahlara insanlarla paylaşabilecekleri bir sürü anı bırakabiliyorlar...


Genç seyyahlara yol tavsiyelerinde bulunuyor. Bir şehri, bir ülkeyi asla turist gibi gezmeyin diyor. Turistler en iyi otellerde kalıyormuş,Eşe- dosta göstermek için bol bol fotoğraf çekiyormuş. Gittikleri yerlerde insanlara yaklaşmıyormuş, onlarla kaynaşmıyormuş.

Seyyahın amaçlarından biri de ziyaret ettiği şehirle kaynaşmak, kısa bir süreliğine de olsa o şehrin olabilmek...


Şair, "Nur yolunu tıkıyor yüz bir katlı gökdelen. Bir küçük iğne yok mu, şehrin kalbini delen" diyor. Şehirde derinleşmek, şehrin ruhunu yakalamak...

Öyle bir sahiplenirsiniz ki onları, sanki sizin olurlar. İstanbul, Saraybosna, Kahire, Gazze, Isfahan, Bağdat, Kudüs...

Gözlemlerini, hislerini paylaşmış, bir gezi rehberi yola çıkacaklara ve gezmeyi sevenlere yol gösterecek bir kitap.
191 syf.
·5 günde·10/10
Esselâmu Aleyküm ve Rahmetüllâhu ve Berekâtuhu

Bir-çok farklı ülkeden islam adına birleşen yüreklerin hidayet öykülerini bizler için kaleme alan
Adem Özköse 'nin nacizane eserlerinden biri olan Cennete Otostop
Okurken etkilenmemek elde değil doğrusu.
Islâm dini adına kendi inandıkları dinlerden binbir zorluğa rağmen mücadelelerini sürdürmeleri şimdilerde birçok müslümanın yapamadığı bir şey.
Islâm dininin güzelliklerini biz doğuştan müslümanlardan daha fazla gören, Allahın rızasını bilen, okuduğu Kur'an'ı Kerim 'i okumak için okumayan, yaşantısına döken sahabi gibi olmaları, okumaktan büyük lezzet duyduklarını ve ellerinden düşüremediklerini,
Ayrıca araştırmacı ruhlarını herzaman koruduklarını ve doğruyu bulmak için her yola başvurduklarını, islâm dinini bilmemelerine rağmen bir sureyle huzuru bulmaları ve bu duyguları biz müslümanlar olarak kıymetini bilemeden geleneksel din anlayışmış gibi sürdürmemiz kabul edilemez acı gerçeklerden ne yazık ki , İnsanların mutlak yaratıcıya ihtiyaç duydukları her zaman var olan bir fıtrî gerçektir. Bunu bulmak için ibadet ettikleri putları; heykel, güneş , ay vs. Bunu her dönemde görebiliriz. Ancak hak olan islâm dinidir. Ve islâm dininin gerektirdikleridir. Şükretmemiz gerekirken göz ardı ettiğimiz her bir ni'metten sorumluyuz. (Ezan sesi gibi büyük nimetlerden En büyük korkum bundan mahrum olmaktır.)
Bu kitabı ikinci okuyuşum. Ikinci okuyuşun ardından bana güçlüce bir karar vermek girdi kalbime ki o da şudur ki ; yarıda bıraktığım ingilizce eğitimimi tamamlamak ve sosyal medyadan insanlara ulaşılabilmek. Rabbimizin rızasını elimizden geldiğince inşllah kazanabilmek.

Hucurat Suresi, 15.ayette buyuruyor ki;

Mü'min olanlar, ancak o kimselerdir ki, onlar, Allah'a ve Resûlü'ne iman ettiler, sonra hiçbir kuşkuya kapılmadan Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla mücadele ettiler. İşte onlar, sadık (doğru) olanların ta kendileridir.



Rabbim muvaffak kılsın (amin)
191 syf.
·10/10
İçerisinde 19 hidayet yaşanmışlığını barındıran bu kitap; okudukça düşündüren yer yer duygulandıran arada gözleri de yaşartan, gayet anlaşılır ve sade dille yazılmış oldukça akıcı bir eser. Bakıyoruz ki bu insanlar müslüman değildi, genel olarak Kuran i Kerim okunmasından,ezan sesinden çok etkilenmişler ve islamiyetle şereflenmeleri nasip olmuş. Yazar onlarin içinde yeşeren güzellikleri okuyucuya açık bir şekilde aktarmış.Onlar sonradan kavuştular bu güzelliğe ama bizden daha iyi yaşıyorlar.Belki bizim kadar bilgileri yok ama öğrendiklerini anında hayatlarına geçirip yaşamaya gayret ediyorlar..Bir bölümde müslüman olan genç namaz kılıyor ama abdest alınması gerektiğini sonradan öğreniyor onun içindeki aşk direkt namaza, huzura çıkması için acele ettiriyor genci..
islamiyet incelik dini..Çok beğendiğim bir kısmı alıntı yapacak olursam ki şöyle:

Müslüman olduktan sonra isminizi değiştirdiniz mi?
-Evet, değiştirdim.
Yeni isminizi öğrenebilir miyiz?
- Yeni ismimi açıklamak istemiyorum.
Niçin?
-Çünkü yeni ismime şimdilik layık olmadığımı düşünüyorum.Ne zaman layık olduğunu hissedersem, o zaman yeni ismimi açıklayacağım. Şu kadarını söyleyebilirim ki, bütün müslümanların çok sevdikleri bir Müslüman kadının ismini aldım.

Bu insanlar çamurun içinden çıkıp, çiçek bahçesine adım atmışlar.Bizler ise bu bahçenin tam ortasında olduğumuz halde çamura gitmek için debeleniyoruz.Özellikle ateizm, deizm, feminizm gibi kavramların ülkemiz de vücut bulmaya başladığı bu günler de bu kitapta böyle güzel yaşanmışlıklarla karşılaşınca yüreğim sızladı. Bu neyin inadı, neyin kafası, kimden, neyden kaçış.. kim neye inanıyorum ya da inanmıyorum derse desin herkesin öz vicdanındaki tek gerçek vardır O da yüce Yaratıcının, hak din İslâmiyetin varlığıdır.Buna herkes kendi vicdanini sorgulayarak kanaât getirebilir. Yoksa bu örnektekiler gibi misyoneri, ateisti, uyusturucu kaçakçısı,papazı, hindusu ve daha da fazla yüzlerce gayrimüslim insan bir vesile ile İslamiyetin nuru ile nasil şereflenebilirdi? Rabbim bizlere hidayet nasip etsin. Hem müslümanlara hem müslüman olmayanlara hem de müslüman olup yolunu şaşıranlara.. Bizleri istikâmet üzeri kılsın son olarakta şu niyazda bulanmak istiyorum;

يَا مُقَلِّبَ الْقُلُوبِ ثَبِّتْ قَلْب۪ي عَلَى د۪ينِكَ

"Ey kalpleri çeviren Allahım! Kalbimi dinin üzerine sabit kıl"
224 syf.
·9/10
Günlerdir etkisinden çıkamadığım bir kitap oldu #esir . Okudukça içine çeken, şahsi dertlerinden utanç duyuran bir kitap.
Bir zulmü engelleyemiyorsanız onu herkese duyurun düsturunu dert edinmiş gazeteci yazar Adem Özköse arkadaşıyla birlikte belgesel çekmek için gittikleri Suriye'de yaşadıkları, şahit oldukları insanlık dışı olaylar anlatılıyor kitapta. Suriye meselesindeki eksik taşlar daha bir yerine oturuyor yazarın anlatımıyla.
Mülteci deyip gözümüzü devirdiğimiz kardeşlerimizi biraz olsun anlamak için güzel bir eser..
191 syf.
Benim gibi kalbi taşlaşmış birinin bile her hikayeden sonra kirpiklerinin ıslandığını hissetmesini sağlayan sayın yazara çok teşekkürler. Belki uzun zamandır böyle bir kitaba ihtiyacım vardı bilinmez ama kalp reçetemi temize çekme şansı verdi bu kitap öyle rahatlatıcı öyle sevimli gelmeye başladı ki her kitapta 3 beş sözü karalayan ben kitabın akışını kesmemek için bu karalamalardan vazgeçtim. Belki de bu karalamaları bahane edip tekrar okumak için yaptım. Bilmiyorum ama uzun zamandan sonra hayran kaldım diye bileceğim bi kitapla buluşmak mükemmel bir duyguydu.

Yazarın biyografisi

Adı:
Adem Özköse
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Samsun
Samsun'un Çarşamba ilçesinde doğdu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Gerçek Hayat ve Akit gazetelerinde çalıştı. Milat gazetesinde köşe yazarı. Gerçek Hayat gazetesinin Ortadoğu Temsilcisi. Pınar Yayınları'nda, "Cennete Otostop", "Söz Direnişçilerde", "Ümmet Coğrafyası", "Rotamız Alemi İslam", "Seyyah" ve "Kaçak Yolcu" isminde altı tane kitap yayınladı.

Yazar istatistikleri

  • 205 okur beğendi.
  • 1.450 okur okudu.
  • 31 okur okuyor.
  • 702 okur okuyacak.
  • 9 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları