Adem Özköse

Adem Özköse

Yazar
9.0/10
868 Kişi
·
3.455
Okunma
·
384
Beğeni
·
5,9bin
Gösterim
Adı:
Adem Özköse
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Çarşamba, Samsun, Türkiye, 1978
Gazeteci, yazar. 1978 yılında Samsun’un Çarşamba ilçesinde doğdu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümünden mezun oldu. Gazeteciliğe 2004 yılında Vakit gazetesinde başladı. Başta Irak, Afganistan, Patani, Keşmir, Suriye, Güney Lübnan, Gazze, Arakan, Darfur ve Moro olmak üzere dünyanın birçok savaş ve kriz bölgesinde gazetecilik yaptı.

2007-2011 yılları arasında Suriye’nin başkenti Şam’da dört sene kalarak Gerçek Hayat dergisinin Ortadoğu Temsilciliği’ni yürüttü. Sancaktar dergisini çıkaran kadroda yer aldı. Diriliş Postası’nda günlük yazılar yazdı. Dünyanın dört bir tarafına yaptığı uzun yolculuklar belgesellere dönüştü. Bu belgeseller başta TRT olmak üzere birçok televizyon kanalında gösterildi. Kitapları farklı dillere çevrildi.

ESERLERİ:
Cennete Otostop (2011, 2017), Söz Direnişçilerde (Söyleşiler, 2011), Ümmet Coğrafyası (Gezi, 2017), Seyyah (Gezi, 2014), Rotamız Alem-i İslam (Gezi, 2017), Kaçak Yolcu (Gezi, 2017), Esir & Gerçek Bir Esaret Hikayesi (Roman, 2019)
"Tüm muhteşem hikâyeler iki şekilde başlar: ya bir insan yolculuğa çıkar, ya da şehre bir yabancı gelir."
İkinci hayal kırıklığım ise Müslümanların Kur'an-ı çok az okumaları oldu. Bu da beni oldukça şaşırtıyor.
Çünkü Allah bize sürekli olarak Kur'an okumamızı, ancak Kur'an okuyarak doğru yola ulaşabileceğimizi haber veriyor.
"...İslam'dan utanıyormuş gibi davranıyorlar. Oysa bizler müslüman olduğumuz için büyük bir özgüvene sahip olmalıyız..."
Adem Özköse
Sayfa 34 - İtalyan Elisa
Gazze’de dostum Ebu Asım’dan kızları ile ilgili dinlediklerimi hatırladıkça da içimi bir sızı kaplıyor.
Dostum Ebu Asım kızları ile ilgili şunları anlatmıştı:
“İki kızım var. Biri yedi, diğeri de dokuz yaşında. Savaşın ilk günleriydi. İsrail uçakları gece vakti Gazze’yi bombalarken kızlarım da kendi aralarında konuşuyorlardı.
Ben de kızlarımın konuşmalarına kulak misafiri oldum. Dokuz yaşındaki kızım yatmadan önce yedi yaşındaki kardeşine şunları söylüyordu: Birazdan bizim evimize de bomba atabilirler. Evimize bomba atarlarsa ya şehid olup cennete gideriz, ya da yaralanırız. Şehit olursak sorun yok. Fakat yaralanırsak komşularımız sedyelerle bizi hastaneye taşıyacaklar. Yatmadan önce vücudumuzu iyi kapatacak elbiseler giyelim de hastaneye giderken erkekler vücudumuzu görmesinler.”
-İslam'a girmeye nasıl karar verdiniz?
+Bir gün radyoda frekansları karıştırırken İslam'ı anlatan bir adama rastladım. Adam besmelenin manasını açıklıyordu. İlgimi çekti ve dinlemeye başladım. Besmelenin anlamından çok etkilendim. Besmeleden sonra aynı kişi bu sefer de Fatiha Suresi'nin tefsirini yaptı. Fatiha Suresi'ni dinledikce içimde ağlama duygusu oluştu. Radyonun başında bir taraftan Fatiha Suresi'ni dinliyor bir taraftan ağlıyordum.
-Hangi radyoyu dinliyordunuz?
+Tayland'ın başkenti Bankong'ta yayın yapan Adaletin Sesi isimli bir radyoyu dinliyordum.
-Bu radyo Müslümanlara ait bir radyo muydu?
+ Hayir, Müslümanlara ait değildi. Sahibi Taylandlı bir işadamıydı; fakat Müslüman bir cemaat Ramazan ayı nedeniyle radyoyu bir aylığına kiralamış. Müslüman davetçiler her gün radyodan Taylandlilara İslam'i anlatiyordu.
Islamın kadın anlayışı son derece nazik ve kadını koruyan bir yaklaşımdır. Batıda kadın özgür gibi gözükür ama asla özgür değildir.
Islâm kadının bütün yaşamını koruma altına alıyor.
180 syf.
·9/10 puan
Üniversiteye geldiğinde çok geç haberim olmuş. Nerdeyse koşarak dinlemeye gitmiştim. Konuşmasının son yirmi dakikasını dinleme şansım olmuştu. Bir yandan dinliyor, bir yandan telefonla kayıt ediyordum. İlk izlenimim sıradan giyimli, sıradan bir insan konuşuyor işte yönündeydi. Sonra konuşmasını dinledikçe anlattıkları ilgimi çekmeye başlamıştı. Söylediği cümleyi tam olarak hatırlayamasamda dünyanın en güzel şeyi bir mazluma umut olmak ve bunu onun gözlerinde görmektir gibi bir cümle kurmuştu. İşte yazarla tanışmam bu şekilde olmuş ve bu sözü duyar duymaz içimden mutlaka kitaplarını alıp okuyacağım diye geçirmiştim. Aldığım ilk kitabı bu oldu ve bu ilk kitabında da "Hayatın ancak mazlumlar için mücadele edildiğinde anlam kazanacağını düşünüyordu." cümlesi hoş bir tevafuk oldu. Kitaba gelecek olursak, insanın var oluş sancısına cevap bulduğu bir yolculuğu anlatmış. Farklı kültürlerden farklı ırklardan insanlar gözlemlenip okuyucuya aktarılmış. Savaşın hüküm sürdüğü, acının hakim olduğu, insanların öldüğü ve öldürüldüğü yerlerde insan kendini nasıl bulabilir sorusunun cevabıdır bu kitap. Düşünün ülkeniz sizle arasında okyanuslar olan ülkeler tarafından işgal edilmiş, sizde haklı olarak bu işgalci güçlere karşı savaşıyorsunuz. Onlar ise sizi dünyada kırmızı bültenlerle arıyor, terörist olarak lanse ediyor fakat istediğiniz tek şey işgalci ABD, Rusya gibi devletlerin kendi topraklarına dönmeleriydi. İşte yazar, aynı zamanda seyyah, bu bölgelere gitmek istiyor. Buralara gitmeye izin çıkmayınca kaçak yollardan gidip gözlemliyor. Gazeteci kimliği ile de tanınan yazar, sağlam tasvirleri ve sade bir dille okuyucuya bu kaçak yolculuğunu anlatıyor. Daha önce kimsenin anlatmadığı bölgeleri ve coğrafyaları anlatması yönünden tektir. Aynı zamanda birliğin ve beraberliğin insanlara yardım etme fikirlerinin aşılanmaya çalışıldığı bu kitabın daha fazla okuyucuyu hak ettiği kanaatindeyim. Sevgiyle kalın...
224 syf.
·9/10 puan
Aslında cümleye nereden başlayacağımı bilmiyorum. Zarifoğlu gibi ''Ne çok acı var.'' diyerek başlamak isterdim. Düşünsenize bir zamanlar mahallede koşturup oyun oynadığınız yer artık harabeye dönmüş, yaşanılabilir tek bir alan kalmamış ve evinizi terk etmek zorunda kalmışsınız. Suriye konusunda ''Onlara oturduğu yerden devlet yardım ediyor'' ya da ''Düşük maaşlara çalışıyorlar biz işsiz kaldık.'' ''Benim ülkemde aç mı yok?'' gibi mahalle konuşmalarını bir kenara bırakıp derin düşünmenin vakti geldi de geçiyor. Biraz empati yapmanın bu noktada önemli olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar kültürel birtakım bağlarımız olsa da kendi ülkenizden beş parasız başka bir ülkeye geliyorsunuz ve dilini dahi bilmiyorsunuz. Devletin bazı noktalarda yardımda bulunması doğal değil midir? Siz her zaman kendi yaşadığınız ve büyüdüğünüz yerdesiniz ama onlar değiller. Çalışma konusu dün Almanya'ya nasıl işçi olarak gidenler kötü muamele gördüyse aynısı Suriyelilere uygulanıyor burada hatalı olan onlar mı yoksa işveren mi yoksa iş beğenmeyen bizler mi iyi düşünmek gerek. Ülkemizde yaklaşık 4 milyon Suriyeli bulunmasına rağmen halen bir Göçmen Bakanlığı'nın kurulmaması ise traji-komik bir olaydır.

Konuya kısa bir giriş yaptıktan sonra bu meselenin yalnızca insanlık meselesi değil aynı zamanda tam anlamıyla kendi meselemiz olduğundan bahsetmek isterim. Bugün Notre Dame Katedrali yandığında herkes duyarlı olurken Hüsreviye Cami yerle bir olduğunda kimsenin ruhunun duymaması tam anlamıyla bir kendine yabancılaşmadır. Albert Camus'un yabancılaşması kadar değil belki fakat uzak değil. Hugo'ya saygım büyük ama insanların Mimar Sinan'ın yaptığı caminin yıkılmasına ses çıkarmazken Katedral için ahlar etmesi kendimizden ne kadar uzak olduğumuzun bir göstergesi. Üstelik sadece Hüsreviye değil daha yüzlerce eserimiz talan oldu. Sahi ne ara bu kadar kendimize yabancı olduk? Sanırım bu çok daha uzun bir yazının konusu olabilir ama özetle yüz yıldır dünyaya hükmedenlerin diğer bütün kültürleri yok etmesi bizimde binlerce yıllık tarihi onların yazdığına inanıp sorgusuz sualsiz her şeyi salt doğruymuş gibi kabul etmemiz...

Kitapta anlatılanların gerçekten yaşanmış olması durumun ne kadar önemli olduğunu gözler önüne seriyor. Okuyunca yazarın dilinin ve tasvirlerinin önceki kitaplarına göre biraz daha gelişmiş olduğunu gördüm. Bir ülkenin nasıl böyle içler acısı bir hal aldığını daha yakından tanıklık etmiş oldum. Haklı bir sebeple baş kaldıran halkın muvaffak olamaması kadar üzücü bir durum olamazdı.

Esed'in zindanlarını bu kadar yakından görebilmek ve oradan sağ çıkabilmek doğrusu bir mucize. İnsanlara yapılan işkenceleri okurken kusmamak için kendimi zor tuttum. İnsanı hayvanlardan ayıran en önemli özelliği belkide ümit etmesidir. Başka türlü böyle iğrenç bir ortamda daracık bir hücrede kalabilmek mümkün olmasa gerek. Yazarın o hücrede kendini Kur'an okuyarak rahatlatması ve belkide o işkence dolu hücrenin madde aleminden manaya oradan da namütenahi bir diyara kapı açması muazzamdı. Yazar ''Hayata hep bir hikâye olarak bakmıştım.'' diyor. Birilerinin size giydirdiği deli gömlekleriyle biçtiği rolleri değil kendi öz bilincinizle kendi hikayenizi yaşamanız dileğiyle...
224 syf.
·19 günde·Beğendi·10/10 puan
Bazı kitaplar vardır kitaplardaki bazı satırlar vardır yıllar geçsede unutamazsınız.Sizi derinden etkiler bu eserde de beni etkisi altına alan birçok satır vardı.Ve kitabı bitirince düşündümde insanlar nasıl bu kadar kötü, acımasız,zalim olabiliyor.Bu dünya hepimize yetecekken neyin davasındayız.Bu neyin kavgası.
191 syf.
Bu kitabı okumaya bir arkadaşımla başlamıştık.
Kitabı bitirdiğimde arkadaşım "Kitaptaki kişiler biraz farklı değil mi? Sence de" demişti.

Haklıydı.

Hepsi için söyleyemem ama...
Şimdi şöyle kitap hidayet öykülerinden oluşan akıcı bir kitap,kitap da altını çizilecek kelimeler, sözler mevcut...

Lâkin kitabın 46. sayfasında Kur'an'ın yanına bir silah koyulmuş yanında ise ilginç bir insan ve Adem Özköse rönesans tablosu gibi Mübarek...

Yahu silah nerede İslâm nerede...

Evet doğru peygamber efendimiz savaşmıştır.
Hakkımızı aramak müslümanın en kutlu görevidir lâkin silahı, savaşı en son tercihte kullanır İslâm!

İslam huzur dinidir, uzlaşma dinidir, hoşgörü dinidir.

Kitabın 72. sayfasında ise Harun Yahya'nın kitaplarından etkilendiği yazmaktadır Harun Yahya şu çocuk tacizcisi Adnan Oktar değil mi?

Kitabın 89.sayfasinda "Amerika'da ikiz kulelerin Müslümanlar tarafından vurulduğu söylendi bu haber beni heyecanlandırdı müslümanlığa sıcak baktım."Baaaaak sen!!!

Kardeşim İslâm mazlumun sesi olurken,Somali'de koli koli yardım dağıtırken, Allah'ın kitabını okurken ki ahenk mantıklı söylemler dikkatini çekmezken, masum insanlara ve onun akabinde binlerce masum Müslümanı öldürmek için bir neden olan bu olay mı seni müslümanlığa sıcak baktırdı!

Yazıklar olsun!

Yine aynı sayfada gerilla ismi telaffuz edilmektedir gerillayı ben PKK eylemlerinde duyarım genelde... PKK,gerilla, İslâm ne alâka kardeşim!

İslâm ferahlık dinidir,İslâm kuşu öldü diye küçük bir çocuğa taziyeye giden, başka bir dinin lideri gelince altındaki postu veren, açlıktan karnına iki tane taş bağlayan kutlu bir peygamberin dinidir.

Silah, Kur'an,gerilla, savaş,Harun Yahya ne alâka Adem Bey olmamış beğenmedim, okumayın okutmayın.
191 syf.
·1 günde
Birbirinden farklı kişilerin, kimisi papaz, kimisi uyuşturucu kaçakçısı, kimisi misyoner, kimisi müzisyenken, İslamiyete nasıl geçtiklerini, geçtikten sonra başlarına gelen sıkıntıları, ailelerinin ve yakın çevresindekilerin bunu nasıl karşıladığını anlattıkları, biyografiler den oluşan etkileyici bir kitap,
Kitabı okumaya başladığımdan itibaren tüylerim diken diken oldu, yeri geldi gözyaşlarımı tutamadım, yeri geldi hayretimi saklayamadım. Keşke elimde olsaydı her şeyi alıntı yapıp paylaşabilseydim.
Ben okurken çok ders çıkarttım.
Herkesin mutlaka okunması gereken bir kitap kesinlikle tavsiye ederim. İyi okumalar
208 syf.
Selamun aleykum.
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki; giriş, gelişme, sonuç bölümlerini ve ayrıntılı bir analiz incelemesi yapılmasını doğru bulmuyorum. Daha samimi ve kitaptan ne hissettiğini, ne kazandığını ve insanlara bunu en içten duygularla yansıtan incelemelerin yazılması daha doğru zannımca.. Bu hareketle her okurun tereddütsüz ve doğal bir düşünce sahibi olmasına zemin hazırlayabilir. Zira site de incelemelere çokça rağbet edildiği de  söylenemez. O yüzden doğallıktan yana olmanızı ve herkesleşmemenizi tavsiye ederim. :)
Bu güzel esere gelince, uzun zamandır okumaya heveslendiğim bir kitaptı.. Çünkü yaşam içerisin de her zaman doğrunun direnişine sempati duymuşumdur. Bu sayede kitaba olan ilgim arttı ve daha bir şevkle okumama neden oldu diyebilirim...
Dünyanın her yerinde bir direniş söz konusu.. Herkesçe bilineni ise hayatta kalma, hayata tutunma direnişi... Bu her sıradan insanın olgusu.
İnsan için en zorlu direniş ise; özgürlük, düşünce ve vatanın direnişidir.
Direniş bunlar için veriliyorsa eğer, en anlamlı desteği hak ediyordur demektir. Her işgal altındaki topraklarda, özgürlük direnişçileri ile olamasakta, bu yazamamıza ve duyuramamıza engel teşkil etmiyor! Bugün benim de elimden yazmak geliyorsa eğer, bende bu güzel ve anlamlı direnişi, direniş sözcülerini duyurmaya ve okuyup doğruları bilip bulmalarına vesile olmaya çalışacağım İnşeAllah..
Biliyorsunuz birçok İslam ülkesi işgal  ve zalimin zülmü altında.. En başında gelenler ise: Filistin, Afganistan, Doğu Türkistan, Suriye, Irak, Arakan, Çeçenistan, Mısır, Patani ve daha sayamadığım onlarca müslüman toprakları var. Bunların ortak yönü daha önce de belirttiğim gibi Müslüman olmaları.
Yazar da bu ortak payda da buluşmuş ve yaşananları, baş roldeki karakterlerden duymak için zorlu yollardan ve meşakkatli süreçlerden geçerek, direnişçilerle görüşme fırsatı bulmuş. Bizler şimdi bunları oturduğumuz yerden okuyorsak eğer, bu yazarın cesurluğu ve doğruyu insanlara ulaştırma çabasına bağlıdır.
Bu sayende, bizlerin salt düşüncelerden ve ilk duyduğumuza inanmamamız gereken röportajlar ortaya çıkmış olması, biz okurlar için daha sağlıklı ve faydalı olmuştur. Çünkü okurken birçok yerde ne kadar da yanlış bilgi sahibiymişiz dedirten cümleler ile karşılaşınca, insanın her şeyin derinine inmeden her şeye karşı önyargılı düşünce sahibi olmamamız gerektirdiğini gösteriyor.. Röportaj verenler arasında çokça tanınan ve kimliğini her zaman saklı tutan isimler yer almakta. Benim en çok ilgimi çeken ise Cueeva oldu. Kendisi irlandalı bir hıristiyan olmasına rağmen, Müslümanlar için çok büyük direnişler vermiş ve hala da veriyor... Yıllarca Filistin mülteci kamplarında insanlara yardım etmeye çalışan ve işgal güçlerinin her saldırısında koşup mazlumlara el uzatan olması hem mutluluk hem de utanç verici.. Çünkü kendisi müslüman ve Filistin'i olmamasına rağmen bu kadar özveride bulunup canını ortaya koyması, biz Müslümanlara hem örnek hem de utanç vesilesi olmuştur ne yazık ki..
Kitaptan daha fazla spoi vermeden cümlelerimi tamamlayıp son olarakta şunu belirtmek istiyorum; Bizler şuan yaşantımıza ve kendimize uydurmaya çalıştığımız müslümanlığı (güya) , çok hafife alıp sözde yaşayan aciz kullarız. Artık bunu akletmemiz, farkına varmamız şart! Zira, sadece yatıp kalkıp günü doldurarak ne kendine ne insanlara ne de dünyaya faydan olmadan bir ömür tüketmek, faydasız bir ot rolune bürünmek sana, bize yakışmıyor. Ayrıca herşeyden haberdar olup üç maymunu oynamak ise bir Müslümana, Müslümanım diyene hiç mi hiç yakışmıyor..
Biraz şu dünyevi duygularımızdan feragat edip, yanı başımızda ölen Müslüman kardeşlerimizin derdine düşelim. Eğer bugün zalimler zülum ediyorsa bu biraz da bizim aldırış etmememizden kaynaklanıyor. Amaaann bana dokunmayan yılan bin yaşasın düşüncesinden sıyrılın ve dünya da yaşanan zülumlere ses vermeye, onları duymaya çalışalım. Çünkü her Müslümanın özgürçe vatanında inandığını yaşamaya hakkı var. Bizler yaşayabiliyorsak eğer, bu onlardan üstün olduğumuz anlamına gelmez. Üstünlük takvadadır. "Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Allah yolunda yaralanan hiçbir yaralı yoktur ki, kıyamet günü, yarası kanıyor olarak gelmiş olmasın, bu kanın rengi kan renginde, kokusu da misk kokusundadır." İnşeAllah bir gün, bu anlamını yitiren yerden, özünü unutmuş insanlardan kurtulup bir işe yaramak için yararlanmayı ve şehit olmayı nasip eder bizlere..
Eğer buraya kadar okumuşsanız Allah razı olsun :)
191 syf.
Hepsi gerçek ve yaşanmış olan hidayet öykülerini dinleyip öykülerini okurken bir çok farklı duyguyu bir arada yaşayacağınızı; kimi zaman şaşıracağınızı, kimi zaman mutlu olacağınızı, kimi zaman da gözyaşlarınıza engel olamayacağınızı tahmin ediyorum.
253 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Uzaklara gitmenin ilginç bir cazibesi vardır. Her şeyi arkamızda bırakıp yola koyulduğumuzda yeni bir başlangıca doğru açıldığımızı hissederiz. Sefer yepyeni bir nefes ve farklı bir heyecandır. İnsan önce hayal ve rüyalarında seyahat eder sonra da bu hayal ve rüyalar ülkelere, şehirlere, sokaklara, farklı kültür ve insanlara dönüşür. Eğer gittiğimiz yer içimizdeki merak duygusunu kışkırtıyor ve bize farklı bir bakış açısı sunuyorsa o iyi bir yolculuktur. Tarihin kırılma anlarının çoğunda da bir kişinin veya toplulukların gerçekleştirdiği yolculukların etkisi vardır. Bu anlamda sefer, dönüştürücü olduğu kadar inşa edicidir de. Kuran’da arzullahi vasia, yani “Allah’ın arzı geniştir.” diye buyurulur. İnsan, Allah’ın arzında yolları kat edip yeni insanlar ve şehirler tanıdıkça kendi dünyasında da genişleme hisseder.
Endülüs’den Orta Asya’ya, Kafkaslardan Balkanlara, Avrupa’dan Afrika’ya kadar dünyanın dört bir yanına yaptığım gezilerin yer aldığı Sefer’de sadece ülkeler, şehirler, gezilip görülmesi gereken yerler değil; aynı zamanda düşünsel bir yolculukla da karşılaşacaksınız. Siyahi Müslüman lider Malcolm X; “Dar düşünceli insanların her şeyi ne kadar berbat edebildiklerini gördüğümden beri ufkumu genişletmek için seyahat ediyorum.” diyor. Bu yolculuklar da bana çok şey kattı ve kendime, ülkeme, İslam dünyasına, yeryüzüne bakışımda yeni ufukların açılmasına neden oldu.
191 syf.
·9/10 puan
Elimizdeki nimetin farkında değiliz. Müslüman olarak doğduk. Elhamdülillah ona göre yaşamaya çalışıyoruz. Hidayet büyük bir nimet hayatımızda ama bunu farketmiyoruz. Bu kitap bize tamda kaybettiğimiz şeyi hatırlatıyor. İnsanların arayışlarını ve arayış içinde hidayete ulaşmalarına şahit oldum.
İnsanlar büyük bir manevi boşluğa düşüyorlar. İnandıklarının saçma olduğuna kanaat getirirken dış çevrelerinden, ailelerinden ötürü bu düşünceden vazgeçiyorlar. İslam'ı tanımıyorlar, tanıdıkları islam ise oldukça kötü.
Kimisi bir rüya ile, kimi bir kitap ile, kimi arkadaşı sayesinde, kimi ise sadece Allah'ın yardımı ile İslam'la tanışmışlar ve Müslüman olmuşlar.
Kiminin ailesi Müslümanlığı seçtiği için değil konuşmayı evden atmış. Bazısını öz babası pompalı tüfekle öldürmeye kalkmış. Kimisi ailesinin korkusundan başını kapatamamış.
Farklı olaylar, farklı hayatlar. Ama hepside İslam'la kalplerindeki boşluğu doldurmuşlar.
En çok üzüldüğüm şey ise şu oldu; onlar islamla yeni tanışmalarına rağmen bizlerden daha çok ibadete, harama, helale dikkat ediyorlar. Ama bizler Müslümanım demenin yeteceği kanaatindeyiz. O insanların hidayetin kıymetini bildiklerini düşünüyorum.
Kitap güzeldi. Farklı kültürler, farklı inançlar, farklı insanlar tanıdım. Faydalı bir kitap tavsiye ederim.
191 syf.
·9/10 puan
Adem Özköse

Bu yazardan okuduğum ilk kitap. "Bir insan nasıl olurda dinini değiştirir?" sorusunun cevabını bulmaya çalıştığı için, öncelikle çok teşekkür ederim. Müslüman olup Taliban'a katılan Mefyu Stifut'un hikayesini dinleyince başlayan bu tutkusu bir çok röportajla devam etmiş. Hepsinin hidayet hikayesi birbirinden farklı ama yolu ortak olan bu yaşam öyküleri sizi gerçekten çok etkiliyor. İsminde ki güzel tını - Cennete Otostop- benim dikkatimi çektiğinden arkadaşımdan ödünç almıştım. Ve o günden beri açıp açıp kendimden bir parça aradığım bir kitap. İslamiyeti hiç bilmeyen insanların nasıl müslüman olduklarını görmek, sayfalarda şahit olmak, öğrenmek içimi büyük bir huzurla doldurdu. Ama bir yandan da kendimi büyük bir sorguya çekmeme sebep oldu. Onlar binlerce zorluk içinde arayıp, buldukları inançlara sımsıkı sarılırken kendi adıma ben birçok yönden bu maneviyatlardan eksik olduğumu fark ettim. Gerçekten kitaplığızın rafına koymanız gereken bir kitap. Adem Özköse Cennete Otostop

Yazarın biyografisi

Adı:
Adem Özköse
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Çarşamba, Samsun, Türkiye, 1978
Gazeteci, yazar. 1978 yılında Samsun’un Çarşamba ilçesinde doğdu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümünden mezun oldu. Gazeteciliğe 2004 yılında Vakit gazetesinde başladı. Başta Irak, Afganistan, Patani, Keşmir, Suriye, Güney Lübnan, Gazze, Arakan, Darfur ve Moro olmak üzere dünyanın birçok savaş ve kriz bölgesinde gazetecilik yaptı.

2007-2011 yılları arasında Suriye’nin başkenti Şam’da dört sene kalarak Gerçek Hayat dergisinin Ortadoğu Temsilciliği’ni yürüttü. Sancaktar dergisini çıkaran kadroda yer aldı. Diriliş Postası’nda günlük yazılar yazdı. Dünyanın dört bir tarafına yaptığı uzun yolculuklar belgesellere dönüştü. Bu belgeseller başta TRT olmak üzere birçok televizyon kanalında gösterildi. Kitapları farklı dillere çevrildi.

ESERLERİ:
Cennete Otostop (2011, 2017), Söz Direnişçilerde (Söyleşiler, 2011), Ümmet Coğrafyası (Gezi, 2017), Seyyah (Gezi, 2014), Rotamız Alem-i İslam (Gezi, 2017), Kaçak Yolcu (Gezi, 2017), Esir & Gerçek Bir Esaret Hikayesi (Roman, 2019)

Yazar istatistikleri

  • 384 okur beğendi.
  • 3.455 okur okudu.
  • 53 okur okuyor.
  • 1.242 okur okuyacak.
  • 20 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları