Esir (Gerçek Bir Esaret Hikayesi)

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.178
Gösterim
Adı:
Esir
Alt başlık:
Gerçek Bir Esaret Hikayesi
Baskı tarihi:
15 Şubat 2019
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753524919
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Pınar Yayınları
2012 yılının 9 Mart günü belgesel çekmek için gittiğimizi Suriye’de, kameraman arkadaşım Hamit Coşkun’la birlikte Esed rejimine bağlı silahlı milisler tarafından kaçırıldık.

Kaçırıldıktan sonra yeraltı ceza evinde yaşadıklarımız bizi yepyeni bir dünya ile tanıştırdı. Bu öyle bir dünyaydı ki çoğu zaman insanlığımızdan utandık. Akla gelmeyecek işkence ve zulümlere şahit olduğumuz yeraltı ceza evinde kalırken dışarıdaki hayatın her geçen gün bizden daha da uzaklaştığını, bir rüyaya dönüştüğünü hissediyorduk. Çünkü Esed rejiminin yer altında kurduğu bu dünya adeta bambaşka bir gezegen, bambaşka bir alem gibiydi.

Baştan aşağı kötülük ve zorbalığın hakim olduğu yeraltı ceza evinde hayatta kalabilmenin tek yolu ise inanca ve umuda sarılmaktı. Biz de öyle yaptık ve inanç ile umudun insan için ne büyük bir imkan olduğunu bir kez daha keşfettik.
224 syf.
·9/10
Aslında cümleye nereden başlayacağımı bilmiyorum. Zarifoğlu gibi ''Ne çok acı var.'' diyerek başlamak isterdim. Düşünsenize bir zamanlar mahallede koşturup oyun oynadığınız yer artık harabeye dönmüş, yaşanılabilir tek bir alan kalmamış ve evinizi terk etmek zorunda kalmışsınız. Suriye konusunda ''Onlara oturduğu yerden devlet yardım ediyor'' ya da ''Düşük maaşlara çalışıyorlar biz işsiz kaldık.'' ''Benim ülkemde aç mı yok?'' gibi mahalle konuşmalarını bir kenara bırakıp derin düşünmenin vakti geldi de geçiyor. Biraz empati yapmanın bu noktada önemli olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar kültürel birtakım bağlarımız olsa da kendi ülkenizden beş parasız başka bir ülkeye geliyorsunuz ve dilini dahi bilmiyorsunuz. Devletin bazı noktalarda yardımda bulunması doğal değil midir? Siz her zaman kendi yaşadığınız ve büyüdüğünüz yerdesiniz ama onlar değiller. Çalışma konusu dün Almanya'ya nasıl işçi olarak gidenler kötü muamele gördüyse aynısı Suriyelilere uygulanıyor burada hatalı olan onlar mı yoksa işveren mi yoksa iş beğenmeyen bizler mi iyi düşünmek gerek. Ülkemizde yaklaşık 4 milyon Suriyeli bulunmasına rağmen halen bir Göçmen Bakanlığı'nın kurulmaması ise traji-komik bir olaydır.

Konuya kısa bir giriş yaptıktan sonra bu meselenin yalnızca insanlık meselesi değil aynı zamanda tam anlamıyla kendi meselemiz olduğundan bahsetmek isterim. Bugün Notre Dame Katedrali yandığında herkes duyarlı olurken Hüsreviye Cami yerle bir olduğunda kimsenin ruhunun duymaması tam anlamıyla bir kendine yabancılaşmadır. Albert Camus'un yabancılaşması kadar değil belki fakat uzak değil. Hugo'ya saygım büyük ama insanların Mimar Sinan'ın yaptığı caminin yıkılmasına ses çıkarmazken Katedral için ahlar etmesi kendimizden ne kadar uzak olduğumuzun bir göstergesi. Üstelik sadece Hüsreviye değil daha yüzlerce eserimiz talan oldu. Sahi ne ara bu kadar kendimize yabancı olduk? Sanırım bu çok daha uzun bir yazının konusu olabilir ama özetle yüz yıldır dünyaya hükmedenlerin diğer bütün kültürleri yok etmesi bizimde binlerce yıllık tarihi onların yazdığına inanıp sorgusuz sualsiz her şeyi salt doğruymuş gibi kabul etmemiz...

Kitapta anlatılanların gerçekten yaşanmış olması durumun ne kadar önemli olduğunu gözler önüne seriyor. Okuyunca yazarın dilinin ve tasvirlerinin önceki kitaplarına göre biraz daha gelişmiş olduğunu gördüm. Bir ülkenin nasıl böyle içler acısı bir hal aldığını daha yakından tanıklık etmiş oldum. Haklı bir sebeple baş kaldıran halkın muvaffak olamaması kadar üzücü bir durum olamazdı.

Esed'in zindanlarını bu kadar yakından görebilmek ve oradan sağ çıkabilmek doğrusu bir mucize. İnsanlara yapılan işkenceleri okurken kusmamak için kendimi zor tuttum. İnsanı hayvanlardan ayıran en önemli özelliği belkide ümit etmesidir. Başka türlü böyle iğrenç bir ortamda daracık bir hücrede kalabilmek mümkün olmasa gerek. Yazarın o hücrede kendini Kur'an okuyarak rahatlatması ve belkide o işkence dolu hücrenin madde aleminden manaya oradan da namütenahi bir diyara kapı açması muazzamdı. Yazar ''Hayata hep bir hikâye olarak bakmıştım.'' diyor. Birilerinin size giydirdiği deli gömlekleriyle biçtiği rolleri değil kendi öz bilincinizle kendi hikayenizi yaşamanız dileğiyle...
224 syf.
·19 günde·Beğendi·10/10
Bazı kitaplar vardır kitaplardaki bazı satırlar vardır yıllar geçsede unutamazsınız.Sizi derinden etkiler bu eserde de beni etkisi altına alan birçok satır vardı.Ve kitabı bitirince düşündümde insanlar nasıl bu kadar kötü, acımasız,zalim olabiliyor.Bu dünya hepimize yetecekken neyin davasındayız.Bu neyin kavgası.
224 syf.
·9/10
Günlerdir etkisinden çıkamadığım bir kitap oldu #esir . Okudukça içine çeken, şahsi dertlerinden utanç duyuran bir kitap.
Bir zulmü engelleyemiyorsanız onu herkese duyurun düsturunu dert edinmiş gazeteci yazar Adem Özköse arkadaşıyla birlikte belgesel çekmek için gittikleri Suriye'de yaşadıkları, şahit oldukları insanlık dışı olaylar anlatılıyor kitapta. Suriye meselesindeki eksik taşlar daha bir yerine oturuyor yazarın anlatımıyla.
Mülteci deyip gözümüzü devirdiğimiz kardeşlerimizi biraz olsun anlamak için güzel bir eser..
224 syf.
·Beğendi·10/10
Esir. Gerçek bir esaretin hikayesi.
2012 yılının mart ayı belgesel çekmek için gittikleri Suriye'de Esed rejimi tarafından kaçırılıp, 53 gün boyunca yer altı zindanlarında kalmak zorunda kalan gazeteci Adem Özköse ve Hamit Coşkun'un yaşadıklarını anlatan gerçek bir hikaye bu kitap.
Adem Özköse mazlum ülkelere gitmesiyle bilinen bir gazeteci. Yazılar yazar, kitaplar basar, mazlum ülkelere destek amaçlı fili hareketler düzenler, kimsenin cesaret edemeyeceği savaş alanlarına dalar, en gizli ve sırlı isimler ile röportajlar yapar. Ümmet için elinden geleni yapmaya çalışan biridir.
2011 yılı Suriye savaşı çıktığında Suriye farkındalığını arttırmak niyetiyle, savaşa aldırmadan, kaçak yolla Suriye'ye gider. Kameraman olarak da o dönem 19 yaşında olan Hamit Coşkun ile.
Kitap okunması gereken bir kitap. Bu kesin. Okuyunuz ve oktunuz efenim. Pişman olmayacaksınız.
224 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Adem Özköse'nin esaret içinde geçirdiği sıkıntılı günlerini satırlara döktüğü bu kitabı okurken sahip olduğumuz nimetleri bir defa daha hatırlatıcı nitelikte olduğunu gördüm.Özgürlük adına ödenen bedeller,çekilen ızdıraplar ve bunlardan beklenen neticenin alınamaması hatta bunun bir hayatta kalma mücadelesine dönüşmesi oldukça zor..Yaşamak ve özgür olmak, paha biçilemeyecek kıymette olan iki nimet..Kitabı okurken bu nimetleri tekrar tekrar hatırladım.
Ayrıca Suriye'nin insanıyla,çok kıymetli alimleriyle,geçmişten günümüze Sahabe Efendilerimizin, bir çok değerli sufinin türbelerinin bulunmasıyla maddi manevi ne denli bereketli bir ülke olması ve günümüzdeki hale gelmesi oldukça üzücü,değindiklerim ve daha fazlasının yeraldığı bir kitap...
224 syf.
·Beğendi·10/10
Allah tüm masumların ecrini âli etsin.

Kitap bitince kendime birçok soru yönelttim. Hepsinden de 0 puan verdim kendime. Nasıl yaşıyorum? Neyin uğruna? Neyi feda edebiliyorum ?
Kimleri örnek alıp, kimlere dua ediyorum?

Kendimden utandım, Müslümanlığımdan...

İnceleme olmadı belki ama benim fikrim bu ve bunun gibi kitabların okunması ümmetin her ferdine elzemdir...
224 syf.
·8/10
Gerçek bir esaret hikayesi olması, bu olayların hala devam ediyor olması ve yazarın hala hayatta olması kitabı okurken ayrı bir istek katıyor.
Bir insanın kur'an ile her daim Yusuf gibi zindandan dışarı çıkabileceğini gördüm. Ama asıl mesele zindandan çıktıktan sonra ki hayatta da Kur'an ile yaşayabilmek. Suriye ile ilgili ön yargıları kirabileceginiz ve olayları daha iyi anlayabilceginiz çok yalın güzel bir kitap.
224 syf.
·15 günde·Beğendi·10/10
Kitap kurgu değil, yazarın Suriye de yaşadığı olayları baz alıyor. Adem ÖZKÖSE ve onun arkadaşı Ceyhun HAMİT'in belgesel çekmek için Suriye'ye gitmek istemesi ile başlıyor. Kitabın ilk birkaç bölümünde Suriye'nin ne kadar mutlu ve huzurlu bir ülke olduğu anlatılıyor. Ardından iki arkadaşın kaçırılması üzerine yaşanan olaylar ile devam ediyor. Akıl almaz olaylar yaşanıyor. İnsanlığımızdan utandıracak. Ülkemizde bulunan Suriyeli kardeşlerimizin çektikleri acılar ile yer yer gözlerimiz dolacak hatta nasıl bu kadar acıya rağmen ayakta durabiliyorlar diyeceğiz. Biraz da olsa mazlum bir ülkenin ne acılar içinde olduğunu anlayabilmek için kitabı kesinlikle okumalısınız.

İki yıl önce Ağustos aylarında arkadaşlarım bana bir proje ile geldi. Araştırılarak bulunmuş 19 mazlum ülke ve bunların neden savaş içinde olduğu araştırılacak ve elimiz, kolumuz bağlı olsa dahi bir, iki kişi olsada mazlumların sessiz çığlıklarını duyurmak için çabalayacaktık. Kabul ettim. Tabi ilk kopukluğum 12. sınıf öğrencisi olmam ve sınav hazırlıkları ile devam edememem ile başladı ve ayrılmak zorunda kaldım. Ardımdan da tüm grubun ayrıldığı bilgisini aldım. Bu durum beni çok üzmüştü. Ama elimden gelen birşey de yoktu. Sonrasında sınavıma 1 ay kala konuştuk grup tekrar toparlanacak ve ben sınavdan sonra tekrar gruba dahil olacaktım. İçimde tarifi imkansız bir mutluluk oluşmuştu. Evet bende insanlara mazlumların sesini duyurabilmek için elimden gelen herşeyi yapacaktım. Sınava girdim ve ardından projeye dahil oldum. Bir ülke, iki ülke derken şok içinde kalmaya başladım. Biz bu insanlarla aynı Dünya'da mı yaşıyoruz, nerede insan hakları, sadece insan hakları hürler için mi geçerli soruları beynimi kemiriyordu. Araştırdıkça ve işin içine dahil oldukça mazlumlardan başka hiçbir şey düşünememeye başladım. Her okuduğum haber, makale, ropörtaj kanımı donduruyordu. Zamanla psikolojim bozulmaya başladı. Her seferinde kendimi Elif onlar bunları yaşıyor sen sadece okuyup, görüyorsun diyerek avutuyordum. İnanın ki bu kitaptakinden kat kat daha fazlasını yaşıyorlar. Ve bu ülkeleri işgal edenler nasıl iğrenç varlıklar olduklarını ise kadın ve çocuklara zarar vererek gösteriyorlar. Çünkü Müslümanlar için kadın ve çocuk denilince akan sular duruyor. Hiçbir şey bizim televizyonlarda gördüğümüz kadar basit değil. Her ülkenin işgalinin arkasından ABD, Rusya, Fransa gibi ülkeler çıkıyor. Ve bunların para babaları yahudiler... Evet belki hâlâ onlara bir yardımımız dokunmuyor düşüncesi oluşabilir ama bizler en azından elimizle ulaşamıyor olsak da dilimizle ulaşalım. Mazlumların sessiz çığlıklarına ses olalım. Elimizden geldikçe neler yaşadıklarını öğrenelim ve çevremize duyuralım.
Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır...

Şuan wattpad de yazılmakta olan bir kitap var. İmkanı olanlar okuyabilir.
Hesap: @GafletUykusuu
Kitap adı: Umuda Tohum Ek
Ayrıca Twitter, İnstagram, Youtube, 1000 Kitap hesaplarında da Gaflet Uykusu adı ile hesap mevcut. İsteyenler takip edip bilgi sahibi olabilir.
224 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Suriye.. Ah.. Öyle çok acı yaşadın ve hala yaşıyorsun ki bunları kelimelerle ifade etmek zor.

Adem abiye Hamit Coşkun ile belgesel çekmek için gittiği Suriyede hiç aklına bile gelmeyecek zulümlere tanıklık etmesi ve aylar süren esir hayatını anlattığı insanı derinden etkileyen kitabı için minnettar olmamak elde değil. Çünkü asıl gayemizi unuttuk. Ve bu unutuşlar bizlere umursamazlığımızı da beraberinde getirdi. İnsan nefsini her terbiye etmek istediğinde bu kitabı açık okumalı diye düşünüyorum. Çünkü bazı gerçekler, gerçekten çok Acı..
224 syf.
·Puan vermedi
Yazar Adem Özköse ve Hamit Coşkun'un Suriye'ye belgesel çekmek için gidip Esad rejimine karşı silahlı milisler tarafından kaçırılıp yeraltı cezaevlerinde 2 aya yakın yaşadıkları ve şahit oldukları zulümleri ve zorbalığı anlatan yazar, aslında hayatta kalabilmenin tek yolunun inanca ve umuda bağlı olduğunu dile getirmiştir.
Yazar yaşanan zulümleri zorbalığı ve işkenceyi anlattıkça kitabın kapağını kapayıp yukarıya doğru en içten dualarımı edip bazen içimin daralmasını gidermek için hava almaya çıkıp tekrar kitaba döndüğüm vakitler oldu.
Bana en büyük faydası içime gerçekten dua etme isteğinin gelmesi oldu Hz Ömer'in buyurduğu gibi " Ben duanın kabul olmaması endişesi taşımam içimde dua etme İsteği olmaması kaygısı taşırım Çünkü dua etme İsteği verilmişse kabul onunla beraberdir." Allah ondan razı olsun. Ben bu çağın duâsız olduğu ve musîbetlerin bundan dolayı geldiği kanaatindeyim. Bu kitap okuyan her mü'minin mazlum mü'min kardeşlerine en kalbten duygularla dua etme isteği verecektir.
Kitabı kapadıktan sonra bir Ender Tekin'in şu ilahisi döküldü dilimden...

Haydi akşam oldu uyan Ey Müslüman ölüleri
Suriye’den feryat ediyor bak her an birileri
Kan kokuyor Halep Dera Hama Humus tüm illeri
Haydi akşam oldu uyan Ey Müslüman ölüleri

Tabutun lanetli eli ,Esad’ın kuduz itleri
Sanmayın unutulacak intikamın yeminleri
Birer birer ah alacak Suriye’nin şehitleri
Haydi akşam oldu uyan Ey Müslüman ölüleri..


Kahhar ismi şerifinle zâlimleri kahret
Tüm mazlumlara güç ver..
Elimizde bulunan nimetlerin şükrünü lâyıkıyla yerine getirmemize yardım et..
224 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Gerçek bir esaret hikayesi...

Kitabı okumaya başlarken Suriye'deki halkın nasıl bir diktatörün zulmü altında yaşamaya çalıştığını ilk olarak anlayacaksınız. Aslında şuan yaptıkları direnişte ne kadar haklı olduklarını göreceksiniz.

Ardından Suriye Savaşı'nın çıkış noktasını öğreniyorsunuz. 10-13 yaşlarındaki çocukların duvara belkide bütün halkın içinden geçen ancak kimsenin yazmaya cesaret edip yazamadığı yazıyı yazmalarıyla başlıyor bütün olaylar. "Halk düzenin değişmesini istiyor. Sıra sana da gelecek doktor!" Doktor, Esad...

Bu halkın yaşadıklarını bir belgesel ile anlatmak isteyen Adem Özköse ve Hamit Coşkun Suriye'ye kaçak yollardan giriyor. Ve daha sonra Şii bir grup tarafından yakalanıyor. 11 günlük Fua Köyü esaretlerinden sonra 50 günlük Baas rejiminin yeraltı zindanlarındaki yaşadıklarını okuyacaksınız. Gözleriniz dolacak. Ve her şeyi daha iyi anlayacaksınız...

Rabbim Adem Özköse ve Hamit Coşkun'un bu esaret günlerini onların günahlarına kefaret etsin inşallah...
Gel Yusuf,
Gel ki, gömleği önünden yırtılan dünyaya, arkadan yırtılan gömlekleri gösterebilelim.
Gel ki utancını kaybeden dünyaya, hayâsını yitiren insanlara, en güzel ahlak dersini verebilelim.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Esir
Alt başlık:
Gerçek Bir Esaret Hikayesi
Baskı tarihi:
15 Şubat 2019
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753524919
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Pınar Yayınları
2012 yılının 9 Mart günü belgesel çekmek için gittiğimizi Suriye’de, kameraman arkadaşım Hamit Coşkun’la birlikte Esed rejimine bağlı silahlı milisler tarafından kaçırıldık.

Kaçırıldıktan sonra yeraltı ceza evinde yaşadıklarımız bizi yepyeni bir dünya ile tanıştırdı. Bu öyle bir dünyaydı ki çoğu zaman insanlığımızdan utandık. Akla gelmeyecek işkence ve zulümlere şahit olduğumuz yeraltı ceza evinde kalırken dışarıdaki hayatın her geçen gün bizden daha da uzaklaştığını, bir rüyaya dönüştüğünü hissediyorduk. Çünkü Esed rejiminin yer altında kurduğu bu dünya adeta bambaşka bir gezegen, bambaşka bir alem gibiydi.

Baştan aşağı kötülük ve zorbalığın hakim olduğu yeraltı ceza evinde hayatta kalabilmenin tek yolu ise inanca ve umuda sarılmaktı. Biz de öyle yaptık ve inanç ile umudun insan için ne büyük bir imkan olduğunu bir kez daha keşfettik.

Kitabı okuyanlar 313 okur

  • Rukiye B
  • Rümeysa Karakavak
  • Yüsra
  • Nur
  • Lühud i Şehid
  • Gülşah İslamoğlu
  • Nursemin Yitgin
  • Mihman
  • Büşra ŞAHİN
  • Ali Afşeören

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%70.2 (66)
9
%19.1 (18)
8
%7.4 (7)
7
%1.1 (1)
6
%0
5
%2.1 (2)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0