..“ dünyada görüp bildiklerimiz hep âlem-i ulvî ve bâlâda (yüce ve yüksek alemde) ruhlarımızın gördüğü hakayıkın (hakikatlerin) sönük birer hayâl ve hâtıralarıydı.”
“Ben öyle bir ruh oldum ki, benim için uzak-yakın, kesif ve latîf kalmadı! Maddiyât emrimin mahkûmu, maneviyât irademin zebûnudur. Böyle iken ben yine açım, ruhum kendisini doyuracak gıdâ-yı kanaati henüz bulmadı... Arıyorum, arıyorum... Ne mi? diyeceksin? Hiç!”