“Ben çok fazla dolaşmadım orda burda," dedi. "Fazla insan da tanımam. Ama beşini, onunu tanimak yeter adam olana. Aslında herkes seninkine benzer sıkıntılar geçirmiştir geçirmesine de, belki dile getirmeyi becerememiş ya da yakınmaya kalkmamıştır.
İnsan nasıl oluşur? Önce Tanrı yaratır onu. Sonra yakınları iyiyi, kötüyü öğretmeye başlarlar. Bir sürü insanla tanışsın.
Her biri bir şey ekler sana, ya da değiştirmeye uğraşır. Ama en büyük savaş (kafasini gösterdi) burda olur. İnsanı insan yapan bu savaşı kazanmaktır. Tabii koyun gibi güdülmekten hoşlananlar da vardır. Çoban sopasini kaldırdı mı yola düzülürsün, çoban dur der, durur, çayıra yayılırsın. O, seni suya götürmezse, susuzluktan ölürsün. Sonra günü gelir, sesini çikarmadan bıçağın altına uzanırsın. Simdi sen böyle olmadığın için kendini suçlamalı mısın?"
..“ dünyada görüp bildiklerimiz hep âlem-i ulvî ve bâlâda (yüce ve yüksek alemde) ruhlarımızın gördüğü hakayıkın (hakikatlerin) sönük birer hayâl ve hâtıralarıydı.”
“Ben öyle bir ruh oldum ki, benim için uzak-yakın, kesif ve latîf kalmadı! Maddiyât emrimin mahkûmu, maneviyât irademin zebûnudur. Böyle iken ben yine açım, ruhum kendisini doyuracak gıdâ-yı kanaati henüz bulmadı... Arıyorum, arıyorum... Ne mi? diyeceksin? Hiç!”