Kevok

Kevok
@merivanizm
Distopik dünyasında ütopik bir karakter..
Birisi, kabuk tutmuş yaralarımızı okşamaya başladığında, cırt diye açılıveriyor ve oluk oluk kanama başlıyor yeniden... Birine teslim olduğumuzda ve içimizi döktüğümüzde, bedenimiz ve ruhumuz kan içinde kalıveriyor. O yüzden değil mi, içimizi tutmalarımız, birine teslim olmaktan korkmalarımız, ortalıkta tedirgin ve gergin dolanmalarımız? "Anlatsam mı anlatmasam mı?" kararsızlığımız. Bu sevgi beni acıtır mı?" kuşkularımız... “Her zaman seni üzecek birileri olacaktır. Tek yapmamız gereken; sevginin bize vadettiklerine güvenmeyi sürdürmek, ama kime ikinci defa güveneceğimizi de iyi seçmek."
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Sessiz bir trende sonu gelmez bir yolculuk yaptığını sezinledi.
2022-23-24-25
Zaman nasıl da geçiyor, bu korkunç bir şey!
Bir Yazgı Meselesi
9/10
·416 syf.·
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Nietzsche’nin ağladığı ama bizim Bruer ve Nietzsche’yle birlikte ağladığımız bir kitap. Gerçekten yazgımızı mı yaşıyoruz, yoksa yazgı dediğimiz şeye yüklediğimiz hayatı mı sürüyoruz? En başından bir şeyleri seçme konusunda ne kadar özgürdük peki; seçtiklerimiz mi bizi buraya getirdi, yoksa bize sunulanların içinde yaşamayı kabullenmekten başka bir yolumuz hiç olmadı mı? Ve bütün bunların içinden çıkabilecek, hepsinden kaçabilecek kadar cesaretimiz var mı gerçekten? Kitap, bana durmadan bu soruları sordurdu. Birbirinden oldukça farklı görünen iki erkek karakter üzerinden aynı içsel mücadele açığa çıkıyor. Bunlardan ilki doktor Bruer; zengin bir aileden gelmiş, önüne pek çok imkân serilmiş, başarılı bir hayat sürmüş bir adam. Ancak tüm bu “seçilmişlik” hâlinin içinde, burjuva kültürüne uyum sağlamaktan başka bir seçeneği hiç olmamış. Bruer, kendisine çizilen bu yolun dışına çıkabilseydi neler yapabileceğini düşünmekten kendini alamayan bir karakter. Diğeri ise filozof Nietzsche. Kendini “özgür” bir birey olarak konumlandıran, hayatını felsefeye adamış, dünyevi hırslardan uzak durduğunu düşünen bir adam. Ancak o da sandığı kadar bu hırslardan arınmış değildir; aksine, fikirleriyle gelecek nesiller üzerinde iz bırakma arzusu, onu başka bir biçimde aynı tutkunun esiri hâline getirir. Nietzsche, özgürlüğü savunurken bile bir iz bırakma ihtiyacından kaçamaz. Her ne kadar bu iki karakterin hayatları ve toplumsal konumları oldukça farklı olsa da, geldikleri nokta aynıdır. İkisi de kendi içlerindeki çıkmazı, varoluş sancılarını ve debelenmelerini bir kadın imgesi üzerine yükler. Kadın, burada bir kişiden çok, kaçamadıkları eksikliği, bastırdıkları arzuyu ve yüzleşemedikleri boşluğu temsil eder. Bu yönüyle kitap, farklı hayatların aynı varoluşsal sıkışmışlıkta nasıl
Nietzsche AğladığındaIrvin D. Yalom · Ayrıntı Yayınları · 202470bin okunma