Birbirimizle daha kolay iletişim kurabilmek amacıyla tasarlanmış dijital mecralar, zamanla iletişimi görünürde çoğaltırken, derinlikten uzaklaştırdı. Artık insanlar duygularını cümlelerle değil, emojilerle; fikirlerini tartışmayla değil, beğeniyle ifade ediyor. Kimi zaman bir takipçi sayısı, bir insanın değerini ölçme aracı gibi kullanılıyor.
İletişim, sadece iletmek değil, aynı zamanda karşılık bulmaktır. Oysa sosyal platformlarda, çoğu zaman karşılık değil sadece görüntü var. Paylaşılan bir fotoğraf, alınan bir etkileşim... Ancak gerçek bir ses, gerçek bir cevap yok.
Peki, birbirimizi dinlemeden, hissetmeden ve anlamadan geçirilen bu sanal yakınlık, bizi daha mı sosyal yapıyor; yoksa giderek daha yalnız mı bırakıyor? Herkesin herkesle “bağlı” olduğu bu çağda, gerçek bir bağ kurabilmek hâlâ mümkün mü?
"Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında
Köle gibi satıldım pazarlar pazarında
Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında
Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
Verilmemiş hesapların korkusuyla
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim"
Sezai Karakoç
Eğer kişi sözleri kendisi yazıyor, istediği tarzı, duyguyu, atmosferi, şarkı trafiğini ve hatta genel notasyonu tarif ederek üretimi yönlendiriyorsa, ortaya çıkan eserde onun yaratıcı katkısından söz edebilir miyiz? Yoksa bunu tamamen yapay zekânın ürünü sayıp sanatsal değerini düşük mü görmeliyiz?
Örnek teşkil etmesi amacıyla; söz yazarlığını, yaratıcı yönlendirmeyi, şarkı trafiğini ve genel notasyon tarifini kendi yaptığım AI araçları ile oluşturulmuş bir şarkıyı aşağıda paylaşıyorum:
#298899479