Daha iyiydim. Daha iyiydim ama tek bir şüphe yetip de artıyordu. Bir damla mürekkeple kararıyordu bir bardak suyun tamamı. O an fark ettim tamamen iyileşmediğimi, hala çok hastaydım.
Büyüdüğüm ve şu anda döndüğüm yer, Newark 24… Kırk bin nüfuslu bir kasabaydı Newark. Hep kaçıp kurtulmak istediğim yere geri dönüyordum şimdi. Olsun. Çocukluğumu düşündüm. Okuldaki mutlu ve tatsız günleri, bitmeyen özgüven mücadelemi düşündüm. Yirmi dört yaşındaydım. Sokak tabelası sanki kaderime işaret ediyordu: Newark 24. Böyle olacağını biliyorduk. Bir tek ismim eksikti.
“Çok endişelendik,” dedi annem, buna benzer seksen yedi farklı şey sıralamaya başlarken. Ön koltuktan bana dönüp gülümsedi. Gülümsemesi hafif bir hüzün taşıyordu, gözleri dolmuştu. Hissettim. Annemin ağırlığı. Yanlış yola sapmış bir evlat olmanın ağırlığı. Sevilmenin ağırlığı. Hayal kırıklığı yaratmanın ağırlığı. Boşa çıkan bir umut olmanın ağırlığı.

Biz insanlar, evrim geçirmenin dozunu kaçırmış olabiliriz. Belki de kozmostan haberdar ilk tür olmanın bedelini, evren dolusu karanlığı hissederek ödüyoruzdur.