Kendi üzerinde duran bu ağırlıkla kendi üzerine yıkılandan başkası olamaz. Kendine yıkılan da böylelikle başkasına yıkılamaz. Biraz marazi, biraz zararsız, şairin dediği gibi “Ayakkabı çivisi gibi kendine batan,” olur ki, dünya kendine değil başkasına batanı, kendine değil başkasına yıkılanı, kendini değil başkasını suçlayanı sevdiği, istediği ve kabul ettiğinden onu hemen defoluların arasına ayırıverir.
Hiddet acaba her şeyin hep böyle olduğunu bilmemekten mi doğuyordu? O ana, hatta kendisine yönelik olduğunu zannetmekten mi doğuyordu? Öyle ya, aslı bilenin hiddetin de, benzerlerinin de, zıddının da yanında işi ne?