“Ne hissedilmesi gerekiyorsa onu hissediyorum. Koca bir hiçlik…Ne eksik ne fazla. Böylece yavaş yavaş deliriyorum. Delirdikçe boş veriyorum. Boş verdikçe hafifliyorum.Zerre zerre azalıyorum. Böyle giderse yok olacağım.Her canlı gibi.Bu sebeple endişelenmek beyhude. Yani çok hissetsen de ölüyorsun hiç hissetmesen de . İyisi mi sorgulamadan yaşayıp gitmek…”
Ahfeş, yıllarca derslerine böyle devam etmiş ve dilin inceliklerini öğrenecek insan bulamayınca keçisine öğretmeyi bir görev şuuru saymış. Ama ne yazık ki keçisi asla konuşamamış.
Şimdilerde Ahfeş'in keçileri, yavaş yavaş hecelemeyi söktüler. Ama ne yazık ki hâlâ "Tabii efendim, haklısınız üstadım,
doğru söylüyorsun azizim, baş üstüne müdürüm..." demekten öteye geçemediler.
…bana doğaya aykırı ve itici gelen pek cok sey cok geçmeden doğal ve olağan görünmeye başlamıştı. Galiba var olan her şey rengini içinde bulunduğumuz ortamın ortalama renk tonundan alıyor:
…Bizi hayvandan çok insan kılan her ne ise, teselliyi ve umudu, sanırım, insanların gündelik kaygıları, günahları ve dertlerinde değil; maddenin uçsuz bucaksız, sonsuz yasalarında aramalı. Umutsuz değilim, yoksa yaşayamazdım. Onun içindir ki, hikâyem umut ve yalnızlık içinde son buluyor.