Cihan'a öyle geldi ki, esasında bu dünya seyirlik bir yerdi; yoksulu zenginiyle herkes, şu veya bu şekilde, bir resmi geçitteydi. Her biri hayatta kendi numaralarını icra ediyor; sahnede kimi daha kısa, kimi daha uzun kalıyor ama nihayetinde her insan, benzer bir tatminsizlik ve tamamlanmamışlık duygusuyla arka kapıdan usulca çıkıp gidiyordu.
Eger sarayda kalacaksam, bu şehirde tutunacaksam, kendime bi harem kurmaliydim. içine herkesten uzak olmasını dilediğim yanlarimi koyacaktim: zaaflarım, hırslarım, kırginlıklarım, sirça yüreğim. Ağasi da ben olacaktim o haremin, sultani da. Ve bundan böyle kimsenin içeri girip bu sakli yanlarımi görmesine izin vermeyecektim.