“Sana eğlenceli bir masal anlatayım öyleyse.”
“Hayır. Hüzünlü bir hikâye anlat bana.”
“Hüzünlü mü? Niye ki?”
“ Babacığım,” dedim. “ Sen de biliyorsun, vakit mutlu hikâyeler için çok geç.”
Gerçek ya da kurgu, bütün hayat aşk denen yalan çerçevesinde dönüyordu sanki. Üstelik tecrübe gösteriyordu ki bu zıkkım, mutluluktan ziyade bir felaket müjdecisiydi. Peki neden herkes onun peşindeydi?