Merve’nin Kütüphanesi

Tesadüf yoktur, tevafuk vardır. Hiç beklemediğin bir anda eski bir dostla karşılaşman, doğru bir karar verişin, ansızın açılan kapılar, içini aydınlatan bir söz ya da yüreğine dokunan bir nezaket... Hiçbiri rastgele değildi. Hepsi senin için yazılmıştı. Kalbinin en daraldığı anda gelen huzur, Yalnızlığında çalan o ses, Ve her şeyin birden düzelmesi... Tesadüf değil. Tevafuktu. İlahi bir planın narin ilmeğiydi. Gereksiz endişelerle yorma gönlünü. Senin için yazılmış olan, İki dağın altında da olsa, Seni bulur. Zamanı geldiğinde, seni özgürleştirir. Çünkü sen, teslim olmuş bir ruhun ışığıyla yürüyorsun.
Reklam
Seni güldürmek bir ölümün en yaralı mesaidir.
Senin her bir ifadenin başka bir yüzü vardır Güzin. Şaşırdığında başka biri bakar yüzünden, heyecanlandığında başka biri. Her biri senin içinde, yeri gelince zuhur eden birer şubedir. Seni en çok güldürmeyi severim. Seni güldürmek bir ölümlünün en yararlı mesaisidir. Oysaki çok da kolay gülersin. Dünyaya ondan gülecek bir şeyler çıkarmak için bakarsın. Bulursun da. Çiçek açmış bir erik dalı bulursun, kaydıraktan baş aşağı kayan bir çocuk, kalemlerle büyüleyici geometrik şekiller çıkaran şablonlar satan sokak satıcısı, kendisine el sallayan çocuğa koskoca trenin düdüğünü öttüren makinist, bir söz, bir müzik, yere düşmüş bir kartvizit, duvarda yarısı yırtılınca küfür gibi görünen bir afiş, köfteciye yılışan kediler, telde asılı kalmış, şaşkın şaşkın sallanan bir balon... İllaki bir şeyler bulur, çıkarır, gülersin. Güldürürsün de. Senin gülüşün hayatı locadan izlemeye çağıran bir davetiyedir. Oradan her şey daha güzel, daha şık, daha eğlenceli görünür.
Sayfa 78·Kitabı okuyor
İnsan bile zamanla farklılaşmaya başlıyor…
Yan Yan yana duran iki köydeki insanlar bile farklılaşmaya başlıyor, birbirinden "değişik" oluyordu zamanla. Çünkü dünya her yerde aynı değildi. Bazen serin sularla yeşermiş, kazmanın, kamanın vurulduğu her zerre topraktan bereket fışkırtan yerler veriyordu insanlara, bazen her şeyin yakıcı bir sarılıkla örtüldüğü gevrek, susuz, tuzlanmış topraklar. Ama insan her ikisinde de yaşıyordu. Daha doğrusu her ikisinde de yaşamayı illaki seçen birileri oluyordu. Tabiat, çömlekçi çarkında dönüp duran kil kütlesi gibi evire çevire şekil veriyordu insana zamanla, kendine tabi kılıyor, kendine benzetip bırakıyordu.
Sayfa 56·Kitabı okuyor
Çünkü senin her şeyin bulaşıcıdır Güzin!..
Çünkü senin her şeyin bulaşıcıdır Güzin. Sen gülersen bakkal güler, taksici güler, elinde tavşan balonuyla yanından geçen çocuk güler, dilenci kadın güler, otobüsün camından yarı ölü yorgun yüzüyle dışarıyı izleyen dede güler, su güler, hava güler, kar güler, şehir güler, sokak güler. Sen üzüldün mü güneş bile çıkmaz. Yağmur yağar üç gün üst üste. Bulutlar bırakmaz güneşi kendini göstersin. Sen acıktın mı aşevlerinin önü, lokantaların kapısı, köftecilerin arabaları kuyruk olur. Sen şaşırırsan Güneş tutulur, Ay tutulur, gökte milyarlarca yıldır dönenen onca cismin aklı karışır. Sen seversen senin sevgin tüm dünyaya yeter. Tüm dünyadan aynaya tutulmuş ışık gibi sana geri döner. Sen üşürsen yeni bir buzul çağına girer gezegen. Sustun mu, "Bir, ki, üç tıp!" der insanlık alemi, senin kahkahanla sokaklar yıkanır, okul bahçeleri kaynaşır, meyhaneler, tiyatrolar, stadyumlar köpürür nelerden. Senin her şeyin bulaşıcıdır Güzin.
Sayfa 52·Kitabı okuyor