Işığın savaşçısının cesaretinin kırıldığı çok olur. Onca arzuladığı duyguları uyandırmayı başaramayacağına inanır. Yenilenlerden olduğunu, heyecanını hiçbir şeyin yerine getiremeyeceğini hisseder geceler boyu… Arkadaşları onun için, “Belki de artık savaşmayacak,” der. Savaşçı böyle sözleri duyduğunda acı çeker, aklı karışır, çünkü ulaşmak istediği yere henüz ulaşamadığını bilmektedir. Ama direngendir o ve hedefinden vazgeçmeye razı olmaz. Sonra, hiç ummadığı bir anda, önünde yeni bir kapı açılır.
Işığın savaşçısı, bazı anların yinelendiğini bilir. Aynı sorunların, aynı durumların durmadan karşısına çıktığını görür; bu durumların yinelendiğini görünce karamsarlığa kapılır, hayatta başarılı olamadığını düşünür. “Bütün bunları daha önce de yaşadım,” der yüreğine. “Evet, sen bunları da önce de yaşadın,” der yüreği ona. “Ama daha ötesine geçmedin.” O zaman savaşçı, bu yinelenen deneyimlerin bir tek amacı olduğunu anlar: öğrenmek istemediği şeyi kendisine öğretmek.
“Hayâtımda bütün hatâ işlesem, sevâbım sensin. Bu harap ömrümden maksut sen, yalnız sensin…
Ben bu âlemden gideceğim zaman, dünyâda ne yaptın, ne iyilikler işledin diye sorarlarsa, ne diyeceğimi biliyorum: Cevâbım sen, yalnız sensin!”
Gustav Lebon der ki: “Bu asrın büyük hatâlarından biri, rûhun saâdetini yalnız hâricî şeylerde bulabileceğimizi zannetmemizdir. Halbuki saâdet bizzat bizdedir ve hemen hemen hiçbir zaman nefsimizin dışında değildir.”