Zamanın akışında olmak mı, hayatı tatmak ve yaşamak mı, yoksa uzaktan dünyayı incelemek mi? Ve sonunda şu sonuca vardım: Bütün insani çaresizlik, seyretmekten doğar. Çünkü o zaman göz, zihin ve duygular için tutunacak bir yer bulunmaz. Sadece durup her şeye dışarıdan bakılırsa, bu diz boyu bile olmayan sığ bir nehrin içinde ayakta durmaya benzer. Oysa nehirde hiçbir şey sabit değildir. Gözler yorulur, zihin tükenir, çaresizlik sinsice yaklaşır. Ama suya başımı da içine alacak şekilde tamamen girersem, kendi bedenimle nehre bir biçim ve anlam kazandırırım. Nehir hem yanımda akar hem de içimden geçer ve işte nehrin özü de bu deneyimin kendisidir bu yüzden yaşamayı sectim, uzaktan bakmayı değil.

Her insan, içinde farklı kişiliklerin tohumlarını taşır; bunlar, başka başka insanlara ait, henüz filizlenmemiş potansiyel çekirdekler gibidir. İnsan yaşama, sadece içlerinden birini geliştirir ve o, baskın kişilik haline gelir. Ancak diğerleri de hala içimizde varlıklarını sürdürür.