belki parıltı yok,ışıltı yok, renk yok, ama yine de insanım, kalbiyle ve düsünceleriyle bir insanım ben. Şimdi de, kaderin kovaladığını hissederek, onun tarafından ezilerek, kendi kendimin değerini reddetmeye kalkıştım, ben felaketlerimle içim kararmış ve ruhen düşmüş bir halde bunu yaptım.
Ve kalp ağırlaştığı,daraldığı,sıkıldığı, kederli
olduğu zaman, o zaman hatıralar onu tıpkı sıcak bir günün ardından gelen rutubetli bir gecede çiy damlalarının zavallı, kurumuş, gündüz vakti sıcaktan kavrulmuş çiçegi canlandırması gibi aydınlatıp canlandırır.
“çünkü sevgi, yani gerçek sevgi, her zaman aynı seylere inanmanız anlamına gelmiyordu. Her konuya aynı sekilde yaklasmamiz gerektiği anlamina gelmiyordu. Öte yandan gerçek sevginin geldiği anlam, karşılıklı anlayıştı. Birbirinin hayallerine, umutlarina, isteklerine ve korkularina duyduğu sevgiydi.”