"bana kendimi iyi hissettirmeye çalışmana gerek yok," dedim kuru bir sesle. duraksadı, ardından gözlerini indirdi ve uzun uzun bana baktı. "bundan böyle o an hissettiğimden daha kötü hissetmeyeceğim."
"hissetmeyecek misin?" diye sordu ama bunu bana değil de kendine soruyordu sanki.
"evet," diye kabullendim. "hissetmeyeceğim."
bir süre bunun doğru olduğuna inanmak istiyormuş gibi gözlerimin içine bakmaya devam etti. gözlerimin şu an her zaman olduğundan daha parlak, daha yoğun bir yeşil renkte olduğuna emindim. etrafındaki kırmızı damarların varlığını hissedebiliyordum, çünkü gözlerim çok yanıyordu.
sonra durdu ve buna inanmaya çalışmasının bir bencillik olduğunu fark etmiş gibi yüzünü buruşturdu.
"umarım, çirkin," dedi yavaşça. parmaklarıyla parmaklarıma biraz baskı uyguladı be avuç içlerimiz birbirine yapıştı. "umarım."