Böylece Hz. Peygamber [sallallahu aleyhi vesellem],
- Ey Ebû Bekir! Sen çok sadık bir kimsesin, buyurarak ona "Sıddîk" unvanını verdi.³
³Hz. Peygamber’in Mekke'deki Mescid-i Harâm'dan Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'ya olan isrâ hadisesi, âyet-i kerime ile sabittir. Mescid-i Aksâ’dan semalara ve yüce makamlara yükselişi ise
sahih hadislerle sabittir.
Hz. İbrahim [aleyhisselâm], Resûl-i Ekrem’e [sallallahu aleyhi vesellem],
••
- Yâ Muhammedi Ümmetine benden selâm söyle. Onlara söyle de cennete fidan dikmeyi çoğaltsınlar. Çünkü cennetin toprağı güzel, suyu tatlı arazisi de geniş ve düzlüktür, dedi. Hz. Peygamber [sallallahu aleyhi vesellem],
- Cennete dikilecek fidan nedir, diye sordu. Hz. İbrahim [aleyhisselâm], "Sübhânallahi ve'l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallahu vallâhu ekber ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi’l aliyyi’l-azîm’dir" (Allah bütün eksik ve noksan sıfatlardan münezzehtir. Bütün hamdler, övülmeler, övgüler O’na mahsustur. Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur! Allah, en büyüktür! Bütün güç, kuvvet, ancak Allah’ındır, Allah iledir) dedi.
Şeytanlar bu ayda taşlandığı, kovulup uzaklaştırıldığı için recebe, "recm ayı" da denildi. Bu ayı oruçlu geçirenlerin günah ve hatalarından temizlenip pak olmasından dolayı kendisine "mutahhar", kulun kendini şaban ve ramazana hazırlaması, Hak Teâlâ'nın da ona nice hayırlar vermesinden dolayı "tercîb", Allah’ın bu ayda gözlerin görmediği, kulakların duymadığı ikram ve mükâfatları yağdırdığı için "esabb" denildi. Zaten receb kelimesinde ki "r" Allah'ın rahmetine, "c" Allah'ın cömertliğine ve yardımına, "b" ise Allah'ın birrine (iyilik ve ihsanına) işaret ediyordu.
Kişi bu ayda babasının katiline rastlasa bile başını kaldırıp bakmazdı, hiç görmemiş ve hakkında hiçbir şey duymamış gibi davranırdı. Bu aya "sağır ay" denilmesi de bu yüzdendi.