"Birtakım kendini bilmez sefih insanlar, 'Onları (müslümanları) yönelmekte oldukları kıbleden ne çevirdi?' diyecekler. De ki: 'Doğu da, batı da Allah'ındır. Allah, dilediği kimseyi doğru yola iletir. Böylece sizleri insanlara örnek olacak orta bir ümmet yaptık ki insanlar nezdinde Hakk'ın şahitleri olasınız. Peygamber de sizin hakkınızda bir şahit (ve örnek) olsun! Senin arzulayıp da şu anda yöneldiğin Kabe'yi kıble yapmamızın sebebi, sırf Peygamberin izinden gidenlerle ondan ayrılıp gerisin geriye dönecekleri meydana çıkarmaktır. Doğrusu bu, Allah'ın doğru yola erdirdiği kimseler dışında oldukça ağır bir iştir. Allah, imanınızı zayi edecek değildir. Çünkü Allah, insanlara karşı pek şefkatlidir, çok merhametlidir" (Bakara 2/142-143).
“(Resûlüm, vahyin gelmesi için) yüzünün göğe doğru aranıp durduğunu görüyoruz. Bunun için seni razı olacağın bir kıbleye çevireceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Harâm'a (Kâbe'ye) doğru çevir. Ne şekilde olursanız yine yüzlerinizi Kabe tarafına döndürünüz" (Bakara 2/144].
Bunun üzerine Resûl-i Ekrem [sallallahu aleyhi vesellem], namazın içinde yüzünü Kudüs'te ki Mescid-i Aksâ'dan Mekke'deki Kâbe’ye doğru çevirdi. Peşindeki cemaat de saflarıyla birlikte döndü. Böylece aynı namazın ilk iki rekâtı Beytülmakdis'e, son iki rekâtı da Beytullah'a doğru tamamlandı. İşte bu hadisenin cereyan ettiği Selimeoğulları Mescidi'ne "Mescidü'l-kıbleteyn” (iki kıbleli mescid] denildi.
Hz. Peygamber [sallallahu aleyhi vesellem], şaban ayının büyük kısmını oruçlu geçirir, ramazan dışındaki en faziletli orucun şaban ayında tutulan oruç olduğunu ifade eder, "İnsanların değerini bilemedikleri bu ayda ameller Allah'a arzedilir; ben amellerimin oruçlu iken Allah'a arzedilmesini arzu ediyor ve bu ayda oruç tutuyorum" buyururdu. Dahası,
"Receb Allah'ın ayıdır, şaban benim ayımdır, ramazan ise ümmetimin ayıdır" diyerek onu kendisine isnat ederdi.