Bu değerler günlük yaşamımızda yavaş yavaş etkisini kaybederken herhangi bir dış tehditle karşılaştığımızda bir anda ortaya çıkıveriyor. Mesela bir doğal afette ya da vatana yönelik bir tehditte. Herkesin cinsiyeti, dili, dini ırkı, mezhebi bir anda unutuluyor; herkes bir ve birlik oluyor. Ancak bu durumun ömrü o dış tehdit bertaraf edildiği anda tükeniyor. Hepimiz yine alışageldiğimiz kutuplarımıza çekiliyor, bize benzemeyene düşman gözüyle bakmaya devam ediyoruz. Burada önemli olan sorunun şu olduğuna inanıyorum: Neden birlik olmak, biz olmak için her zaman bir "öteki"ye, bir dış tehdide ihtiyaç duyuyoruz? Bu tehdit oluştuğunda kolayca "biz" olabilirken; neden günlük yaşam akıp giderken her günümüzü birbirimiz için cehenneme çeviriyoruz?
Bunun cevabı üzerine düşündüğümde his olarak şöyle bir noktaya geliyorum: Biz bir olma gücümüzü toplum olarak "dış tanıklıktan" alıyoruz. Ayrıldığımız kutuplardan çıkıp birlik olabilmemiz için mutlaka bir "öteki"nin bulunması gerekiyor. Bu "öteki" vatana dair bir tehlikeyse, bir doğal afetse toplum olarak "biz" oluyoruz: günlük yaşamımızda ait olduğumuz grubu tehdit eden bir durumsa o grubun üyeleri olarak "biz" oluyoruz. Futbol karşılaşmalarını hatırlayın mesela. Ama her iki koşulda da "ötekinin varlığına ihtiyaç duyuyoruz. Tabii bu sadece bizim toplumumuza özgü bir durum değil, insan doğasına özgü bir boyutu da var.