Mesut Demir

Güven ihtiyacı her zaman vardı ve her zaman da olmaya devam edecektir. Peki bu güveni nasıl tesis edeceksin? Bu soruya insanlar önceleri şöyle cevap vermişler: Gücün kadar güvendesin! Ne demek bu? Eğer Hasan'la ilişkimde gúvende olmak istiyorsam, Hasan'dan güçlü olmam gerekir! Karı-koca ilişkisinde güvende olmak istiyorsam ilk günden eşimin gözünü korkutmam gerekir! Her bir kültürün temel bir cümlesi vardır. Denetlemeye önem veren korku kültürünün temel cümlesi "Diğerlerinden güçlü ol ya da güçlü olanın kanatları altına sığın''dır. Karşıdaki kişi senden korktuğu sürece ona güvenebilirsin; sakın zayıf düşme, güçsüz görünme. O yüz sürekli asık olacak, araya mesafe koyacaksın, korkutucu bakışların olacak. Ne var ki gelişim odaklı değerler kültüründe, güven konusu bireyin kendi karakterini inşa ederken temel alıp içine sindirdiği ve ekipteki diğer kişilerce de paylaşılan değerlerde çözümünü bulmuştur. Bilirsin ki karşındaki kul hakkı, liyakat, işbirliği, dürüstlük gibi paylaştığınız temel değerleri ihlal etmez. Ona güvenebilirsin, çünkü o da seninle aynı değerler sistemine sahiptir.
Sayfa 237·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Denetim odaklı kalıplayan kültürün en büyük sıkıntısı burada başlar. Hayatı belirli bir noktada dondurup, "Çözüm budur," der ve herkese bu çözümü dayatarak devam etmeye çalışır. Farklı düşünüp konuşanları duymaz dinlemez, itibarsızlaştırır ya da hapse atar. Toplum için iyi bir gelecek çıkmaz oradan. Mesele, değişimi doğal akışına bırakma cesaretini gösterebilmektir. Bu değişim, kaynağını evrensel hakikatlere uygun değerlerden alıyorsa; işte o zaman başka ve daha sağlıklı bir gelecek inşa edilir.
Sayfa 234·Kitabı okudu

Mesut Demir

, bir kitap okudu
Puan vermedi·248 syf.·
Beğendi
·
3 günde okudu
·
2023 5. kitabı
Murat Menteş
8.6/10 · 875 okunma
Giriş : Memphis'te Yürürken
Bir öğleden sonra İzlanda'daki Mavi Lagün'de, etrafınıza karlar yağarken bile sıcak bir küvet gibi fokurdayan ferah mı ferah, devasa jeotermal kaplıcanın içinde oturuyordum. Düşen kar tanelerinin havaya yükselen buharın içinde yavaşça kayboluşunu seyrederken etrafımın elinde selfi çubuğu tutan insanlarla sarılmış olduğunu fark ettim. Telefonlarına su geçirmez kılıflar geçirmiş, deliler gibi poz veriyor, paylaşım yapıyorlardı. Bazıları Instagram'da canlı yayın açmıştı. Çağımızın parolası "Yaşamayı denedim ama dikkatim dağıldı" olabilir mi diye düşündüm. Influencer gibi görünen kaslı bir Almanın kameralı telefonuna bağırdığı sözlerle kesintiye uğradı bu düşünce: "İşte buradayım, Mavi Lagün'deyim, hayatımı yaşıyorum!" Başka bir gün Paris'te Mona Lisa'yı görmeye gittim. Dünyanın dört bir yanından gelmiş, ön tarafa geçmek için birbirini itip kaktıktan sonra ona hemen sırtını dönüp selfi çeken, sonra yine itiş kakış oradan uzaklaşan insan kalabalığından görünmüyordu. Bu kalabalığı bir saatten uzun süre seyrettim. Mona Lisa'ya birkaç saniyeden fazla bakan kimse -tek bir kişi bile- olmadı. Yüzündeki gülümseme bir muamma olarak görünmüyor artık. On altıncı yüzyıl İtalyası'ndan bize bakıp, "Niye eskiden olduğu gibi bakmıyorsunuz bana?" diye soruyor sanki.
Sayfa 16·Kitabı okudu