Mesut Demir

Gerçekleşebilir, yakın, meşru şeyleri düşleyenler, uzak ve yabancı düşlerde kendini kaybedenlerden daha çok hüzün veriyor bana. Büyük hayaller kuruyorsan ya delisindir, hayallerine inanır ve mutlu olursun ya da basit bir hayalperestsindir, hülya da senin için, tek kelime etmeden ruhunu yatıştıran bir ezgidir. Ama gerçekleşebilir olanı düşlersen, o zaman sahici düşkırıklığı diye bir şeyin gerçekten var olabileceğini anlarsın. Roma imparatoru olamadım diye kendimi helak edecek değilim, ama her akşam saat dokuza doğru sokağın sonundan sağa dönen küçük terzi kızla hiç konuşmadım diye acı acı yerinebilirim. Bize olanaksızı vaat eden düş, zaten böylelikle bizi en baştan, ondan mahrum etmiş olur; ama gerçekleşebilir olanı vaat eden düş hayatın kendisine müdahale eder, çözümü de ondan bekler. Biri kendinden başka her şeyi dışlayarak tamamen bağımsız olarak varlık sürer; öteki ise dışındaki olayların olağan akışına boyun eğmiştir.
Sayfa 193·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
"...çünkü bütün dünya hayal kurar. Bizi birbirimizden ayıran şey, o hayalleri gerçekleştirecek gücümüzün ya da kendiliğinden gerçekleştiklerini görecek kadar şansımızın olup olmamasıdır."
Sayfa 45·Kitabı okudu

Mesut Demir

, bir kitap okudu
10/10
·400 syf.·
Beğendi
·
13 günde okudu
·
2022 2. kitabı
İnsanların dedikleriyle yaptıklarının farklı olması da aslında sanıldığı kadar acayip değil. Toplumsal normlara uyma endişesinin dayattığı ikiyüzlü şekilcilik bu basit gerçeğin açıkça ifade edilmesini zorlaştırsa da elimizdeki çalışmalar lafla eylem arasındaki tezadın hayatın hemen her alanında karşımıza çıktığını gösteriyor. Allan W. Wicker bize insanların toplumsal alanda kendilerinden bekleneni söylediklerini, ancak bireysel faaliyetlerini yöneten şeyin ekonomik çıkarları olduğunu göstereli yarım asırdan fazla geçti. Daniel Batson ve Elizabeth Thompson'ın bulguları da yüksek perdeden konuşmayı âdet haline getirmiş ahlakçı insanların büyük çoğunluğunun işlerine geldiğinde kendi standartlarını bir kenara bıraktığını ispatladı. Hem de birçok psikoloğun iddia ettiğinin aksine bu “ahlaki ikiyüzlülük"ün yukarıdan gelen emirlerle ya da ahlak kurallarının tam olarak öğrenilmemesiyle açıklanamayacağının altını çizerek yaptılar bunu. Çoğu insanın esas derdi “ahlaklı olmak" değil, "ahlaklı gözükmek" kısacası.
Sayfa 266·Kitabı okudu
Aslında benzer bir ahenkperestliği Türk toplumunda görmek de mümkün; zaten dedikodu da toplumsal hayatımızda hâlâ çok önemli bir yer tutuyor bundan dolayı. Tırmanmaya takatimizin olmadığı yerde başkalarının paçasından çektiğimiz birçok örnek bulmak mümkün ama hemen aklımıza gelen bir tanesi oldukça ilginç. 1990'lı yıllarda devletin ingiltere'ye gönderdiği doktora öğrencileri iki tip burs almaktadır. Burslardan biri ötekisine göre çok daha fazla olduğu için bir kısım öğrenci eğitim hayatını iyi şartlarda sürdürürken diğerleri zorluk içinde kalmışlardır. Haliyle bakanlığa başvurup bu hatanın düzeltilmesini isterler. Ancak sıkı durun. İstedikleri kendi burslarının artırılması değil, diğerlerinin burslarının da kendi seviyelerine çekilmesidir. Burada hemen bir kindarlık ya da işgüzarlık aramayın. Muhtemelen para isteseler alacakları cevabı çok iyi bildiklerinden en azından diğer öğrencilerin avantajlarını ortadan kaldırmayı ve belki de kendilerine nispet yapılmasını engellemeyi amaçlamış olsalar gerek. Eşitlik ve ahenk tekrardan tesis edildiğine göre, artık hep beraber kuru fasulyeye kaşık sallayabilirler. Bollukta değil, yoklukta eşitlenmek Türk toplumunun vazgeçemediği prensipleri nin başında geliyor hepinizin bildiği gibi.
Sayfa 113·Kitabı okudu