“Yine de bu hayat evet yaşıyordular. Ama onların hayatı değildi. Her şey değişmiş bir onlar değişmemişti. Zihinleri ve kalpleri 309 yıl önce karlı bir gecede bir mağaranın kuytusunda gölgelerin arasında uykuya dalmadan önce nasılsa bugün de öyle. Daha dün gibi. Dün kaldıkları yerden bugün başlamışlardı. Yaşlanmadan,değişmeden,aynı beden,aynı hafıza,aynı zihinle aynı duyguyla. Sanki hiç yaşamamış gibiydi. Bir anda kaybolmuştu bir dünya,geri dönmemek üzere. Sanki şu gökyüzü kalmıştı geriye 309 yıl önce onları gören ve onların gördüğü,bir de Tiber. Bir de Kehribar Geçidi.”
Merak ve heyecanla beklediğim ılk baskı çıkar çıkmaz alıp okuduğum ve tabiki kalemine hayran olduğum Nazan Bekiroglunun yeni kitabı kehribar geçidi. Yazdıgı her kitapta okuyucuyu içine çeken mükemmel bir anlatımı var. Okumuyor da yaşıyormuş gibi. Her yolculukta yol boyu yolcuya refakat etmiş gibi. Gezmiş görmüş tanımış gibi. Bildiğiniz hikaye ama ilk defa duymuş gibi. O kadar çok yazılır ki ama haddim değil yazarı tanımlamak,yazdığını anlatmak. Yolumuz bu sefer ihtişam ve sefaletin,zulmün ve adaletin baskentı Roma’ya düşüyor. Forum’un,Colosseum’un,Senato’nun,Tiber ırmağının,Şifa tapınağının sonradan kaydedilmiş veya hiç edinilmemiş özgürlüklerin,hitabetin,yazmaların,lahitlerin,şifalı otların,kurtların kuşların,dağların,en dehşetli dövüşlerin,toga picta’nın ve dikenli deniz salyangozlarının arasında uzun bir yolculuğa davet ediyor. Yedi Erdemli kişi ve Kehribar köpek. Yedi uyurlar.309 yıllık bir uyku.Farklı isimlerle,bildiğimiz ama okuyunca farklı temaların esas alındığı ince mesajların ağırlık verildiği Eshab-ı Kehf… Nazan Bekiroglu farkıyla güzelliği ile… Kesinlikle okumalısınız.
“Sanki ölmüşüz de bu dünyadaki günlerimizi anarak konuşuyoruz seninle. Sanki bu dünyadaki yaşamımız bitmiş de biri,bütün