“Unutmayalım ki,her seçiş bir vazgeçiştir. Ve yine unutmayalım ki,
Keşke’nin dini,mezhebi,siyasi görüşü olmaz.
Keşke,özlem ya da pişmanlık ifadesidir,acı çekenlerin,hatalarını görenlerin ortak kelimesidir.
Keşke,yanlış kararlarınızın çektirdiği sancıdır,kalbi kanatan isyandır.
Keşke,elden gidenlere,yitirdiklerinize yaktığınız ağıttır. Dizlerinizi dövdüğünüzde geride kalan acıdır.
Ama daha acısı da dilinize bir defa yerleşmeye başlarsa bahaneler taktıracak kadar da umarsızdır.”
“Bozkırı yeşertmek ne kadar sürer…Bir mevsim mi? Gençlik,Eğitim,Aydınlanma,Özgürlük ne kadar sürer…On yıl mı? Pişmanlık ne kadar sürer…Çeyrek asır mı? Aşk ne kadar sürer…Bir ömür mü?
Keşke…Hatalarımız,fedakarlıklarımız,kayıplarımız,sevgimizin ağırlığıyla,geçmişi,bugünü ve geleceği kuşatan bir “Keşke”ne kadar sürer?”
Yazarın okuduğum ilk kitabı tek kelime ile muhteşemdi. Nasıl yorumlanır nasıl anlatılır bilmiyorum. Bildiklerinizi duyduklarınızı unutun alın bu kitabı okuyun. Çok büyük emek verilmiş,çok titiz bir şekilde araştırılmış,yaşanmış olaylardan yola çıkarak yazılmış,farkındalık yaratacak,arkanızı döndüğünüz,unuttuğunuz tarihi bir tokat gibi yüzünüze çarpıp,uyuduğunuz uykudan uyandıracak bir kitap. Türkiye’nin 1940-1980 yılları arasındaki yaşadığı siyasi süreç ve toplum üzerindeki etkisi,Köy Enstitülerinin açılışından kapanışına ve sonrasında gelişen olayları ve bu tarih içinde Enstitülerin yetiştirdiği ıki koca yürekli öğretmen. Herkese yetebilen ama kendılerıne geç kalan Fikret ve Sabia öğretmenin aşkları,fedakarlıkları ve Keşke’leri ile dolu yaşam öyküleri. Kitabı okurken Keşkeler dilimden düşmedi. Keşke o dönemde yaşayanlardan olabilseydim bende. 2021 yılının son günlerinde yıla damgasını vuracak kalbimde aklımda her daim yer edecek bir kitaptı. Yazarın üslubuna,anlatımdaki