Kafka'nın "Babama Mektup"uyla Atay'ınkini birlikte düşününce, yine de tam karar veremiyor insan. Baba güçsüz olduğu için mi çocuk büyüyebilmiş, yoksa sonunda büyüyebildiği için mi onu güçsüz yanlarıyla, bir "yarımyamalak" olarak görebilmiştir oğul? Büyüdüğümüz için mi bölünebiliyoruz, yoksa bölündüğümüz için mi büyüyebiliyoruz? Belki ikisi birden. Ama nasıl olursa olsun, büyümek dediğimiz şey bize acı çektiren yakınlarımızın da bir zamanlar çocuk olduğunu, o halde acı çektiğini fark etmek demek.
Selim ya da başkası, büyürken herkes kendini kitap kahramanlarına benzetir; ama şövalye hikâyeleri okuya okuya kendini şövalye sanan Don Kişot'tan sonra hangisi onun kadar ilginç?