Kadınların İslam tarihindeki entelektüel şahsiyetlerine dair dikkat çekici bir rezervle karşılaştım. Aslında bazı makale ve tezlerde ele alınmış; ancak sosyal medya platformlarında çok dile getirildiğine şahit olmadım.
Nüzhe’ye dirâse yazarken önce İbn Hacer’in üç kadın hocasına, ardından Kāsım b. Kutluboğa’nın kızına rastlayınca zihnimdeki radarları açtım; işi gücü bir kenara bırakıp bu izleri sürmeye koyuldum. Çok geçmeden fark ettim ki Sehâvî’nin ed-Dav’ü’l-lâmiʿ li-ehli’l-karni’t-tâsiʿ (Dokuzuncu Asrın Şahsiyetleri İçin Parlayan Işık) adlı on iki ciltlik eserinin son cildi, bini aşkın kadın şahsiyete tahsis edilmiştir. Sadece “Meryem” isminde on beş farklı isme rastladım. Dahası, Sehâvî bu hanımların birçoğuna ya talebe olmuş ya da hoca.
Bu isimler arasında en dikkat çekicilerden biri Ümmü Hânî el-Hûrîniyye adlı âlime hanımdır. Tespit edebildiğim kadarıyla, yirmiye yakın âlim Sahîh-i Buhârî’yi onun meclisinde okumuştur. Kendisinden “Şeyhatunâ / şeyhiyemiz” şeklinde bahsederler. el-Irâkî, el-Heysemî, İbnü’l-Mülakkın, el-Gumârî ve daha pek çok âlim tarafından kendisine icâzet verilmiştir.
Kendisinden hadis dinleyenlerden biri olan Sehâvî, onu şöyle tasvir eder:
“Eskiden beri faziletli kimseler kendisinden hadis dinlemiştir. Ben de onun rivayet edebildiği bütün hadisleri kendisinden dinledim. Kanaatimce, elimizde bulunan rivayetlerden daha fazlasını da dinlemiştir; hatta dedesinin ona Kütüb-i Sitte’nin geri kalanını da okutmuş olmasını uzak görmem. Bunlardan biri de Sahîh-i Buhârî’yi en-Neşâverî’den okumasıdır... Kendisi saliha, hayırlı, faziletli; Allah ve Resûlü zikredildiğinde çokça ağlayan, hadis ve ehlini seven, oruca ve gece ibadetine devam eden, sağlam bir dindarlığa sahip, taharette son derece titiz, ifadede fasih, yazıda mahir, tabii bir şiir kabiliyeti