Okuduğum en nefis kitaplardan biriydi... Açıkçası bir yığın akademik ve bilimsel kavrama maruz kalacağım, sıkıcı bir kitap olduğu intibaı oluşmuştu bende. Ancak beklediğimin aksine, benim yazılarımdaki üslubumu yansıtan ve fevkalade halka hitap eden bir eser olmuş. Yazar da bir o kadar eksantrik bir profil sunuyor.
İkinci dalga feminist kuşaktan olduğunu belirten Amerikalı nöropsikiyatrist Prof. Louann Brizendine, nöroloji alanındaki çalışmalarda kadınların hormonal dalgalanmaları sebebiyle "sağlıklı veri sunamayacağı" düşüncesinden hareketle sürekli erkek beyninin incelenmesinden rahatsızlık duyarak, kadın beyni üzerinde çalışıyor ve "Kadın Beyni" kitabını kaleme alıyor. Bu eserin gördüğü yoğun ilgi üzerine de daha sonra "Erkek Beyni" kitabını gündemine alıyor.
Kitabın en ilgi çekici kısımlarından biri, yazarın oğluna oynaması için bebek aldığını ancak onun bebeği ayaklarından tutarak kılıç gibi salladığını görmesiyle alakalı şu değerlendirmesidir:
“İkinci dalga feminist kuşaktan gelen birisi olarak, silahlara ve rekabete takıntılı olmayan, sakin, duygusal olarak hassas erkek çocukları yetiştireceğimize karar vermiş olmamızdan olsa gerek, biraz afallamıştım. Çocuklarımızı iki cinsiyet için de hazırlanmış olan oyuncaklarla oynatmak çocuk yetiştirme planımızın bir parçasıydı. Müstakbel gelinlerimizin yetiştirdiğimiz hassas adam için bize ne kadar müteşekkir olacaklarını düşünerek kendimizle gurur duyardık. Kendi oğullarımız olana kadar, bu bize kusursuz şekilde akla yatkın gelmişti.”
Kitabı değerli kılan en önemli husus, feminist bir kadın tarafından kaleme alınmış olması ve bu gibi özeleştirilere yer vermesidir.
Malumunuz, erkek ve kadın arasındaki farklar feministler tarafından çoğunlukla sosyokültürel şartlara bağlanır ve bunlarla savaşılır. Onlara göre erkek ve
Kitap Özeti ve Değerlendirmesi
Louann Brizendine'in “Kadın Beyni” kitabını da şimdi bitirdim. Bir önce okuduğum “Erkek Beyni” kitabında yer verdiğim hususları tekrar etmeksizin, altını çizdiğim bazı satırları sizinle paylaşacağım.
1990'a kadar araştırmacıların kadın fizyolojisine, nöro-anatomisine ya da psikolojisine erkeğinkiyle aynı gözle baktıklarını; Yale'de bir gün deney yaparken dişilerde ne gibi sonuçlar elde edileceğine dair hocasına soru sorması üzerine “Araştırmalarda asla dişi denek kullanmayız; menstrual döngüleri elde edilen verileri mahveder.” şeklinde cevap aldığını nakleder.
Brizendine, üniversiteye feminist hareketin yükselişte olduğu dönemde gittiğinden, kadın ve erkek arasındaki farklılıkların politik ve psikolojik olduğunu, cinsiyet ayrımının aile ve kültür kaynaklı olduğunu, suçlunun ise dönemin kültürüne hâkim olan erkek egemen duruş olduğunu düşünürdü. Daha sonra konu üzerinde çalıştıkça erkek ve kadının beyin devrelerinin tamamen farklı olduğunu ve kadınların sık sık yaşadığı hormonal değişikliklerin arzularını, değer yargılarını ve hayatı algılayışlarını birçok yönden etkilediğini keşfediyor. Tıp fakültesinde yaptıkları deneylerde hayvan beyninin dişi ve erkeklerde uterusta farklı geliştiği ve çiftleşme, gebelik ve yavruların yetiştirilmesi gibi dürtülerin hayvan beyninde dahi değiştirilemez şeyler olduğunu tespit ettiklerini naklediyor.
Benim dikkatimi çeken ilginç farklılıklardan biri, kadınların bebeklikten itibaren yüz okumada maharetli olmaları hususudur. Küçük kızların dahi ifadesiz yüzleri tehdit olarak algıladıklarını, yanlış bir şey yaptıkları ya da annelerinin kendisini sevmediği şeklinde yorumladıklarını, hatta botokslu yüzlerin bu anlamda dezavantaj oluşturduğunu söylüyor. Bana şunu hatırlattı; bir açık oturumda konuşmacılar
Özellikle Psikoloji alanına yabancı okurlar için bir giriş kitabı sadedinde oldukça başarılı ve anlaşılabilir bulduğum, sıkılmadan kısa sürede okuduğum bir eser olduğunu söyleyebilirim.