kivancsemirli

"İnsan ölümü kabullendiği ânı kaydetmeli."
Sayfa 169 - Sel Yayıncılık, Çevirmen: Ahmet Arpad
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
"Eğer insanlar, tarihimizin büyük bir kısmı boyunca farklı toplumsal düzenlemeler arasında akıcı bir şekilde gidip geldiyse, hiyerarşileri düzenli olarak bir araya getirip dağıttıysa, belki de asıl soru" Nasıl sıkışıp kaldık? " olmalıdır. Nasıl tek bir biçim aldık? Bir zamanlar sadece türümüze özgü olan bu siyasi özbilinci nasıl kaybettik? İtibarı ve boyun eğmeyi geçici çareler veya hatta bir tür mevsimlik tiyatronun ihtişamı ve şartı olarak değil de insanlık durumunun kaçınılmaz unsurları olarak ele almaya nasıl başladık? Eğer sadece oyun oynayarak başladıysak, oynadığımızı hangi noktada unuttuk? "
Sayfa 151 - Epsilon Yayınevi, Çeviri: Kerim Kartal·Kitabı okuyor
"Eğer haklıysak ve insanlar gerçekten de son 40 bin yıl kadarlık bir zaman diliminin çoğunu farklı toplumsal örgütlenme biçimleri arasında gidip gelerek ve hiyerarşiler inşa edip, sonra onları tekrar dağıtarak geçirdiyse bunun sonuçları derin olur. Mesela Pierre Clastres'ın, devletsiz toplumlardaki insanların günümüz insanlarına göre siyaseten daha az bilinçli olmaktansa aslında çok daha fazla bilinçli olabileceklerini önüne sürerken oldukça haklı olduğunu gösterir."
Sayfa 147 - Epsilon Yayınevi, Çeviri: Kerim Kartal·Kitabı okuyor
"İnsan toplumlarının hepsinde şüphecilerin ve uyum karşıtlarının var olduğuna inanmak için her türlü neden vardır. Farklılık yaratan şey başkalarının onlara nasıl tepki verdiğidir."
Sayfa 130 - Epsilon Yayınevi, Çeviri: Kerim Kartal·Kitabı okuyor
"Filozoflar, insan bilincini öz farkındalık açısından tanımlama eğilimindeler. Diğer yandan, nörologlar, zamanımızın ezici çoğunluğunu etkin bir biçimde otomatik pilotta, herhangi bir bilinçli düşünce olmaksızın alışılmış davranış biçimleriyle geçirdiğimizi söylüyor. Öz farkındalık yeteneğine sahip olduğumuzda bu genellikle çok kısa sürer. Bir düşünceyi edinebileceğimiz veya bir problem üzerinde çalışabileceğimiz "bilinç penceresi" ortalama yaklaşık yedi saniye açık kalır. Bununla birlikte, nörologların ve doğrusunu söylemek gerekirse çoğu çağdaş filozofun neredeyse hiç fark etmediği şey, bunun en büyük istisnasının başka biriyle konuştuğumuz zaman meydana geldiğidir. Sohbet ederken bazen saatlerce düşünebilir ve sorunlar üzerinde derinlemesine kafa yorabiliriz. Elbette bu yüzden çoğu zaman kendi başımıza bir şey çözmeye çalışsak bile, başka biriyle tartıştığımızı veya konuyu ona açıkladığımızı hayal ederiz. İnsan düşüncesi doğası gereği diyalog temellidir. Eski filozoflar tüm bunların farkında gibiydi. Çin'de, Hindistan'da ya da Yunanistan'da da olsalar kitaplarını diyalog biçimde yazmalarının nedeni budur." "
Sayfa 126 - Epsilon Yayınevi, Çeviri: Kerim Kartal·Kitabı okuyor