Claude Frollo gibi kendisininkinden daha derin ve yüksek, daha güçlü ve üstün birinin karşısında, çaresiz ve beceriksiz; eciş bücüş gövdesiyle minnet duygusu vardı. Bu minnet, öylesine son sınırına varmıştı ki, bunu herhangi başka bir şeyle kıyaslamak olanaksızdı. Minnet duygusuna, insanlar arasında pek sık rastlanmaz.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ayrılık, zorunlu ya da gönüllü, bir kopuşu, bir acıyı, kimi durumlarda bir vefasızlığı ve ihaneti imlese de, içinde daha geniş bir yaşama potansiyeli taşıyan bir insanlık halidir. Hepimizin belki de acıyla özgürleştiği, geçmişin değerini bulduğu, geleceği büyüttüğü bir beşinci mevsimdir. Hiçbir ayrılık giymekle özdeş değildir. Gerçek ayrılık tam anlamıyla bir unutuşla başlar. Yalnız bizim değil, bizi bilenlerin de unutuşuyla. O yerden, o mekândan, o insandan, bizde süren, bizi oluşturan ne varsa, hepsini belleğimizden, benliğimizden, hayatımızdan silinip gitmesiyle... Oysa bu hiçbir insan için hiçbir zaman mümkün olmayacaktır. Ta ki ölüm, bizi tanıyan en son insanı da çekip alsın dünyadan.
Mekânlar olarak, zamanlar olarak, insanlar olarak ve doğanın nesneleri olarak bizi yoksul düşüren daracık hayatlarımıza karşı, hepimizin, kalbimizin çekirdeğinde büyüttüğü o yatışmaz duygudur gitmek. Hepimizin, sonsuzluktan pay edinme girişimidir ; bilinçli ya da bilinçsiz. Bir başkaldırıdır aslında bu; insanın, ona dayatılmış hayata bir suçlaması, bir reddiyesidir. Ruhunu, başka ruhların macerasıyla arındırma ve büyütme doyumsuzluğu, daha doğrusu insan kılma yücelişidir. Bir yenilenme çığlığıdır. "İnsan ruhu - der, Kazancikas - dünyanın en emperyalist gücüdür ; fetheder ve fetheder ve hiçbir zaman fethettikleri ona yetmez."