Olmak ve sahip olmak. İnsanın varlığı yoktur, yalnızca sahip olduğu vardır, insanın varlığı perdenin arkasında, doğaüstünün tarafındadır. Kendisi hakkında bilebileceği, yalnızca koşulların ona verdiği şeydir. Ben benim için gizlidir (ve başkası için de); ben Tanrı tarafındadır, Tanrı’dadır, Tanrı’dır. Gururlu olmak, Tanrı olduğunu unutmaktır… Perde, insanın sefaletidir; İsa için bile bir perde vardır.
Yaratma bir sevgi eylemidir ve süreklidir. Varlığımız her an Tanrı’nın bizim için duyduğu sevgidir. Ama Tanrı yalnızca kendini sevebilir. Bize olan sevgisi bizim aracılığımızla kendine olan sevgisidir. Böylece, bize varlığı veren o, bizde varolmamayı kabullenişi sever.
Varlığımız yalnızca onun beklentisinden, varolmamaya razı olmamızdan oluşur.
Tanrı sürekli olarak bize verdiği varlığı bizden dilenir. Tanrı varlığı bizden onu dilenmek için bize verir.
Var olan hiçbir şey mutlak aşka layık değildir.
O halde var olmayan şeyi sevmek gerekir.
Ama var olmayan bu aşk nesnesi bir kurmaca değildir. Çünkü kurmacalarımız, aşka layık olmayan bizlerden daha fazla aşka layık değildir.
Mutlu olan kişideki sevgi, mutsuz sevilenin ıstırabını paylaşmayı istemektir.
Mutsuz olan kişideki sevgi, sevilenin sevinç içinde olduğu bilgisiyle dolu olmaktır, bu sevinçte hiçbir payı olmadan ve bu sevinci paylaşmayı bile arzulamadan.