Genelleştirmek istemiyorum ama aslında bu, nesnelerin bize hep dayattığı bir durum, üstelik yalnızca üretilenlerin değil: Nesneler, parçası oldukları tarihi gizlemek için bütünüyle bir dilsizlik içindedir. Birisi zorlarsa konuşurlar; konuşmayanı konuşturmak için geliştirilmiş koca bir endüstri var. Belli bir dönem boyunca edebiyatın da bunun için var olduğuna inandım, genel olarak kitapların -ya da aslında bir biçimde yazılmış tüm kelimelerin: Yazılı kelime, mevcut olanın karşısına çıkar, çünkü onu yazıya dökmek ister. Sonra konuya önem vermemeye başladım; artık yalnızca bazen, şimdi olduğu gibi, bir nesneye dair bir anlatı kurarken hatırlamakla yetiniyorum.