Muhammet

Muhammet
@mhmmtbrbr
"Geçer bir lâhzada rüyâ misâli ömrü insânın"
Erzurum
45 okur puanı
Ocak 2021 tarihinde katıldı
Geçenlerde Bahattin Karakoç’un bir şiir kitabını okudum ; daha önce de Dilaver Cebeci okumuştum. Dikkatimi çeken ortak bir husus vardı: İkisi de eşlerine “evdeşime” diye hitap ederek şiirler yazıyorlar. -Anadolu irfanı olan çoğu şairde buna benzer hoş üslûba çokça rastlarız zaten-. Bu hitapta insanın içini ısıtan bir taraf var doğrusu. Yıllarını paylaştığı insana, hayat arkadaşına böyle seslenebilmek başlı başına bir gönül terbiyesi gibi geliyor bana. Fakat şiirleri okurken içime takılan başka bir şey de oldu.Ne kadar samimi olurlarsa olsunlar, eşlerine yazdıkları şiirlerde; ayrılığı, hasreti , özlemi anlattıkları dizelerdeki o büyük sarsıntıyı her zaman bulamıyorum. Galiba insan, en kuvvetli şiirlerini biraz da eksik kaldığı yerlerden yazıyor. Kavuştuğu şeyi seviyor ama kavuşamadığı şeyi yazıyor.Çünkü özlem kalbin içinde büyüyor, bekleyiş derinleşiyor, mahrumiyet insanın ruhunda başka odalar açıyor. Belki de bu yüzden nice şairin en unutulmaz dizeleri bir vuslatın değil , bir hasretin çocuğu oluyor. İnsan sevdiğiyle huzur buluyor ama şiir çoğu zaman huzurdan değil, içte kalan o ince sızıdan doğuyor. Yâr yanı başındayken kalp sakinleşiyor; fakat uzaklaştığında, eksildiğinde yahut sadece kaybetme ihtimali belirdiğinde kelimeler ateş almaya başlıyor. Belki de şiirin kaderi biraz budur; insanın sahip olduklarını değil, içinde ukde kalan şeyleri daha uzun anlatması. Çünkü bazı duygular yaşanırken güzeldir , bazıları ise ancak özlenince dile gelir.
Duygu ve Düşünce
Hocam tabiat kanunu olmasada pek şaşmaz. Kıymeti bilinmeyen elden gider, elde olmayan yahut elde edilemeyen kıymetli olur.
Önceki 1 yanıtı göster
a
a
Bunu bize öğretmediler yeşil sarıklı ulu hocalar;)
1 yanıtı göster
Reklam
Ümitsizlikle boğuştuğum günlerden birindeydim. Her şey üst üste geliyordu. Emek emek kurduğum hayatım bir anda yerle bir olmuştu ve ben sanki gerçek bir enkazın altında kalmış, sahip olduğum her şeyi
Duygu ve Düşünce
Biz kullar olarak bazen yaratanın mülkünde , bir takım sebeplere sığınırak tasarrufta bulunma acizliği içerisinde bulunuyoruz.Bu sebeplerin, sonuçlarının istediğimiz gibi olacağına hatta bu sonuçların hakkımızda hayırlısı olduğuna kati surette iman ediyoruz.Halbuki dünya dar-ül hikmettir , dar–ül kudret değil.Evvel emirde duanın girizgahı olan fiili duayı , elinden gelen gayreti sergilemesi , sonra ise Netice müsbet olsun menfi olsun (zahiren), vardır bundada bir hikmet diyerek hissemize düşen sabırsa sabretmek, şükürse şükretmek. İnsanın yaratılış gayesi bir olan Allaha kulluk etmektir, insan bu gayeye mutabık hareket ederse yaşamayı değer kılar. [Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım. Zariyat56]
davut aleyhisselam "ey Rabbim! sana şükretmem bile nimet iken nasıl şükredeyim?" deyince Hak teâlâ ona "işte şimdi beni tanıyıp şükrettin" buyurmuş.
1000Kitap
"Allah'a şükretmek, O'na tekrar şükretmeyi gerektiren bir nimettir.” - İmam Maverdî
“Kesret vahdette madûm; vahdet kesrette mevcûd değil ise insanın elindeki kadehi ancak ölüm doldurur.”
Tasavvuf
Şad şükrola Hayy-i lâyemûta Kim erdi söz âlem-i sükûta