Ne zaman öğreneceğiz bakalım, bir Müslümanın güzel meziyetlerini takdir etmeyi, ne zaman ? Hangi ilim, hangi eser bunu bizlere öğretecek merak ediyorum doğrusu. Şunu söyleyeyim, uhuvvet risalesi boşuna ve hikmetsiz yazılmadı. Oku geç, oku geç. Öyle mi ? Zübeyir Ağabey, "ibareyi anlamak başkadır, hakikatini anlamak başkadır." diyor. Neden söylenmiş acaba ? ...
Risale-i Nur
Yu Hua - Yaşamak kitabini okudum. Kitabı okurken, ilk başta hikayeyi sanki boş, yüzeysel bir anlatı gibi algılıyorum. Fakat kitabı inceleyen diğer yorumları okuduğumda, eserin devrimcileri, toplumsal değişimleri ve rejim geçişlerini anlattığını fark ediyorum. Yani, benim ilk bakışta fark etmediğim bu derinlik, zamanla ve başkalarının eleştirileriyle netleşiyor. Bu nedenle oluyor zamanla gelişir mi derin düşünme yeteneğim acaba ?
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Yaa galiba gözlerimin altı şişti bence gözümün altında bir şişlik var alerji mi oldum gene ya öfff ya acaba önceden varmıydı öff hiç önceden bakmadım kiii haksızlıkk bılmıyom önceki halini küsücem he
"Ne ekersen onu biçersin bu dünyada.. " Hayvanların gönlünü, kalbini kazandığın zaman, insanların gönlünü, kalbini kazandığın zaman kazanırsın.. bir çocuğun duasında mı acaba Allahın rızâsı?
İTHAF Bu Novella; karne parası, odun ve kömür parası için utandırılan; M.E.B. onaylı ders kitapları okul çantasındayken "yardımcı kaynak" kılıfıyla sunulan o derginin ücretini ödeyemediği için velisi ile öğretmeni arasında ezilen, utancından sıranın altına giren dünün talebelerine; Masasının başköşesinden eksik etmediği bir metrelik cetveli asıl amacının dışında kullanan sözde öğretmenlere; minicik yüreklerin aynasına salya saçarak bağıranlara; o küçücük parmak uçlarını birleştirip titreyerek uzatanlara, uçlarına kâh cetvelle kâh sopayla at nalı çakarcasına vuran "öğretmeyenlere"; Elin çocuklarına bak, el gün ne der, adam ol!" denilerek her fırsatta azarlanan; "Acaba kızarlar mı?" kaygısıyla acıktığını, susadığını dahi söyleyemeyen o çekingen kalplere; Ve rengârenk bisikletlere, bisikletçi dükkânlarının önünde sarı sıcağın altında saatlerce bakan, onlara dokunmaya bile korkan çocukluğunun elinin bırakamayanlara; Bugün Nöropsikiyatrik sendromların sancılarını çeken, nasıl düşüneceği öğretilen dünün ve bugünün tüm çocuklarına atfen... Ucu kör ve kırık bir kurşun kalemle yazılmıştır. Can Bayındır; çocukluğun kuytu köşelerinde saklı kalan travmaların, yetişkinlik hayatındaki Nöropsikiyatrik izdüşümlerini takip ediyor. Toplumun ve eğitim sisteminin “adam etme” adı altında bıraktığı kalıcı izleri, sarsıcı bir dürüstlükle ele alan yazar; susturulmuş bir neslin kolektif hafızasını kayıt altına alıyor. Bu eserinde, geçmişin bugünü nasıl yönettiğini sorgularken; okuru, kendi çocukluk yaralarıyla cesur bir hesaplaşmaya sürüklüyor.