Bazı ruhlar dışbükeydir, bazi ruhlar içbükey. Biz içbükey ruhlarız, babamla ben. İçimize doğru kapanırız, istiridye gibi. İçimizin tam ortasında duran, patlamayan, patlayıp da ortalığa saçılmayan, saçılıp da herkesi kirletmeyen incimiz-çıbanımız kistleşir içimizde. Kistleşen bu inci-çıbanımız varlığımızın özüdür, habis.
“Tek kolla ölmek çok zor. Hadi bileğimi keseyim desem, nasıl!”
Boğazını kes baba. Diyemedim tabii. Ama kes, tek elle de yapabilirsin. Kes boğazını tavuk gibi, kurtul bu azapdan.
Bizde itiraf yoktur.
Bizde itiraf eden huzur bulmaz.
Bizde itiraf demek, suçumuzun her bir ayrıntısının
hücrelerimize yapışması demektir.
Biz itiraf edersek unutamayız.
Biz oysa unutmak isteriz, olmamış gibi yapmak.
Babam intihar edemiyor
"Tek kolla ölmek çok zor," diye ağıyordu babam.
"İnsan tek kolla kendini asamıyor. Tabancam da yok ki kendimi vurayım. Hadi bileğimi keseyim desem, nasıl? Ev yüksek olsa kendimi atıcam. Ama üçüncü kattan atlayıp ölmeyen çok. Fare zehiri! En iyisi fare zehiri! Koş fare zehiri al eczaneden, hadi kızım!"