Çok aşık olmak zaten yanlış. Söyleyiş olarak yanlış. Aşkın azı çoğu olur muymuş? Çok sevmek az sevmek: Duyguları tanımayanların koydukları kalıplar. Çok düşünmek de onların icadı. Çok düşünmek denen şeyin aslı her şeyi hissetmeye çalışmaktır.
Kitabı bu kadar uzun sürede okumamın tek sebebi araya giren final haftası ve ödevlerimdi maalesef.
Kitapta 27 yıl sonra ülkesine, evine dönen Koza’nın ve ailesinin bir akşam yemeği için bir araya gelmesiyle başlayan içsel yolculukları anlatılıyor. Yazar bize de bu sofrada yer ayırmış. Her kişinin hatta evdeki her bir eşyanın ağzından yaşananları okuyoruz.
Ben kitabı severek ve hissederek okudum. Başlarda çok fazla karakter olması kafamı biraz karıştırdı. Kim kimin neyi diye sürekli soruyordum ama kitabı okudukça herkes yerli yerine oturdu.
Tüm karakterlerle bir bütün olabiliyorsunuz ama ben kitabı okurken en çok Kor’u ve Haziran’ı sevdim. Onlarla daha bir bütün olabildiğimi hissettim.
Can Gürses’in ilk kitabı olmasına rağmen gerçekten başarılı bir kitap. Okurken o ilk kitapta hissedebildiğiniz acemiliği hissetmiyorsunuz. Altını çizdiğim bir sürü yer oldu.
Halbuki geçmişin öyküsü tektir. Mühim olan öyküyü kimin ağzından dinlediğimiz. Her öykücü gerçeğe feleğini şaşırtır. Ne hikmetse, yine de gerçektir, her öykücünün anlattığı.