Sanki camdan içerideki sıcak yemekleri yiyen insanlara bakan küçük ve aç bir çocuk sonsuza dek aç kalıyordu. Sanki geçmişte bir insana kötü anılar yaşatan ve bunu yaparken kahkaha atan insanlar hep mutlu kalıyordu. Sanki hiç yaz gelmiyordu, kış hiç bitmiyordu. Sanki Pandora'nın başka bir kutusu vardı ve onun kapağı da açılıyordu.
Sanki bütün kötülüklere gebe kalmış bu dünya, ikiz doğuracağı haberini veriyordu.
Ateş olmak.
Ne kolaydı, bir mumun ucunda yanan ateş olmak. Ateş olsaydım yerimi bilirdim, başladığım ve biteceğim yeri bilirdim mesela. Yanmayı ve sönmeyi bilirdim. Isıtmayı ve aydınlatmayı severdim en çok da. Kibritçi kızın ilk çakışında, ilk kibritinde yanardım hatta; çok bekletmezdim onu bu tatlı his için. Böylece küçük kalbi etraftaki evlerin içinde kutlanan sıcak yılbaşı için çaresizce çırpınmaktan yorulmazdı, nasır bağlamış ellerini defalarca yırtık paltosundan çıkarmak zorunda kalmazdı, daha uzun dayanırdı ve daha geç dalardı uykusuna. Biraz daha görebilirdi kafasını kaldırsa, henüz şehrin o kadar da yok etmediği yıldızları. Bir dilek tutmak için umut ışığını da görseydi... Tamamdı işte.
Ateş olsaydım keşke.