Kız odada oturuyordu, arkasına yaslanmış, gözlerini ateşe dikmişti. Dünyada onun kadar güzel, onun kadar soğuk ve kibirli bir yüz daha görmediğimi düşündüm.
Kapıyı defalarca vurdum, yumrukladım ama içeriden sadece köpeklerin havlaması yükseliyordu. Sonunda bahçede çalışan bir uşak göründü ve 'İçeridekiler kapıyı açmaz, beyefendi evde yok,' dedi.
Ertesi öğleden sonra buz gibi, nemli bir sis vadiyi kaplamıştı. Grange’in çamurlu yollarında yürürken, bu kasvetli havada ikinci kez yola çıktığım için kendime kızıyordum.
Yine de, bu adamın kaba saba biri olduğunu düşünmek hata olur. Onun bu sert kabuğu, gururlu ve kibirli bir ruhun dışa vurumundan başka bir şey değildi.