Cem Eren, bir alıntı ekledi.
18 May 21:17

"Yurttaşlar! Gelecekte ne zulmet ne de yıldırım çarpması; ne yırtıcı cehalet ne de kanlı kısas olacak. Gelecekte iblis olmayacağına göre, Mikail de olmayacak. Gelecekte kimse kimseyi öldürmeyecek, yeryüzü nur saçacak, insanlık sevecek, yalnız sevecek. Bir gün gelecek, yurttaşlar, her şey beraberlik, ahenk, ışık, sevinç ve hayat olacak. Evet, o gün gelecek."

Sefiller, Victor Hugo (Sayfa 1365)Sefiller, Victor Hugo (Sayfa 1365)
Taha, Aziz Bey Hadisesi'ni inceledi.
 06 May 18:49 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 9/10 puan

BİR HİKÂYEDEN ÇOK DAHA FAZLASI. YALNIZLIK, PİŞMANLIK, SEVGİSİZLİK, DEĞERSİZLİK...

#spoiler içerir.

Tanışmakta geç kalınan kanlı, canlı hayatın tâ kendisi olan Aziz Bey Hadisesi.

"Hiç farkına varmadan babası olmuştu. Kalbini karısına açmayan, evinin dışındaki hayatı evinin içindekilerden daha önemli bulan, evdeki yürek sızılarını anlamayan, anlasa da umursamayan, çehresi daima asık, sesi daima gür ve azarlamaya hazır babası" (Sayfa 69) Artık o beğenmediği babası olan Aziz Bey'in hikayesi.

Hikâyenin sonu kitabın başında veriliyor ve geri dönüşle(diğer hikayerde de kullanılıyor)
yapayalnız kalmaktan korkan bu uğurda bir aşkı ve kendisini seveni feda eden, hiçe sayan,
kaderin sillesini sürekli yiyen, aşkı uğruna da ailesini hiçe sayan,
hayatı kendisine ve çevresindekilere zindan eden,
aksi, gururlu ve boşa geçen bir hayatın iç burkan, hüzünlü(beni 3-4 yerde duygulandıran) Aziz Bey'in kısa hayatının uzun hikayesi anlatılıyor.

Sade bir dil, yoğun duygu içeren, etkileyici, akıcı bir anlatım içeriyor.

Sadece 94 sayfa ama bir arkadaşın da dediği gibi "bir oturuşta okunur ama acıtır."

Aziz Bey Hadisesi dışında 5 hikaye daha var ve onların kısaca incelemesi

"Kadın Hikayeleri Yüzünden" de hikaye "Ya ölecektim, ya eski yaralarımdan doğacaktım yeniden" (Sayfa:95) diye başlıyor ama isimsiz başkahraman ölmüyor ama eşinin de onunla birlikte yaralar almasına ve onun intihar etmesine neden oluyor. Kendini olduğu gibi kabullenemeyen, başkalarının yaşamlarına özenen karaktersiz bir adamın hikayesi.

"Soğuk Geçen Bir Kış" çok seven adam Semavi Bey'in hadsiz sevgisi sonucu eşinin hayatına mâl olmasının hikayesi anlatılıyor.

"Kar Yolcusu" nda Eşberin yalnızlıkla imtihanı sırasında Fidan'la hayatının kesişmesi ve onu kaybetmemek uğruna kendi yaşamından olması anlatılıyor.

"Mikail'in Kalbi Durdu" Semra'ya aşık olan bir adam Mikail ve Semra'nın da aşık olduğu bir başka adam. Tek taraflı duyulan aşklar ve mahvolan hayatların hikayesi anlatılıyor.

Ve son olarak "Kırmızı Azap" da hikâye kahramanları konuşturularak anlatılan ilginç anlatım tarzındaki sığ bir mahvolan hayatların anlatıldığı bir öykü.

Vurdumduymaz, eşlerini önemsemeyen yalnız adamalar ve hep bir loş ışık, gölge gibi silik kalan kadınlardan oluşan iç burkan, hüzünlü hikâyeler.

Geç olsada tanıştığıma memnunum. Ayfer Tunç ile yola devam...

Haa! şunu da söyleyeyim: Aziz Bey hikâyesi 10 üzerinden 10 aldı ama diğer hikâyeler yüzeysel kaldığından 9 verdim.

1K KONYA 4. BULUŞMA
Evet evet biz buluştuk. Totalimiz şaibeli olsada 11 kişi buluştuk diye hatırlıyorum. Hatırlamayadığım varsa ya da beni düzeltmek isteyen varsa aşağı kısma kendini belirt lütfen.
Hiçbir yere sığamamıştık bundan önceki buluşmada, bizde dedik ki çimenlerde oturalım ama maalesef çimen düşüncemiz Mikail'le uyuşmadığı için yine sıkış tepiş bir yerde oturduk.
Yeni gelenleri tanışmaya çalışarak geçen bu buluşmamız ilerleyen saatlerde kendini yoğun bir "varoluşsal buhran nedir?" Konuşmasına bıraktı. Taaki "bunalana" kadar. Sonrası sohbet muhabbet zaten.
Eğlendik mi?
Deli gibi.
Kültürlendik mi?
Dibine kadar.
Yeni gelenler sevdi mi bilemem ama biz çok eğlendik.
Öbür buluşma ne zaman olur henüz bilmiyoruz fakat olduğu zaman ilk yazacağımız yer burası.
Buluşma tarihimiz belli değil fakat okuyacağımız kitap belirlendi kendisi:

OĞUZ ATAY: "BİR BİLİM ADAMININ ROMANI"

saygı ve selametle efendim.

Süha Murat Kahraman, bir alıntı ekledi.
01 May 23:57

"...hilkat-i kâinatın en ehemmiyetli neticesi olan insanlarla münasebat-ı Rabbaniyeyi tebliğ ve izhar eden Cebrail (as) ve zîhayat âleminde en haşmetli ve en dehşetli olan diriltmek ve hayat vermek ve ölümle terhis etmekteki Hâlık'a mahsus olan icraat-ı İlahiyeyi yalnız temsil edip ubudiyetkârane nezaret eden İsrafil (as) ve Azrail (as) ve hayat dairesinde rahmetin en cem'iyetli, en geniş, en zevkli olan rızıktaki ihsanat-ı Rahmaniyeye nezaretle beraber, şuursuz şükürleri şuur ile temsil eden Mikâil (as) gibi meleklerin pek acib mahiyette olarak bulunmaları ve vücudları ve ruhların bekaları, saltanat ve haşmet-i rububiyetin muktezasıdır. Onların ve her birinin mahsus taifelerinin vücudları, kâinatta güneş gibi görünen saltanat ve haşmetin vücudu derecesinde kat'îdir ve şüphesizdir..."

Asa-yı Musa, Bediüzzaman Said Nursî (Onbirinci Mes'ele)Asa-yı Musa, Bediüzzaman Said Nursî (Onbirinci Mes'ele)

BERAAT KANDİLİ’NİN ÖNEMİ NEDİR?

Bu geceye, bereketli ve feyizli bir gece olması sebebiyle ‘Mübârek’; kulların günahlarının affolunması ve temize çıkmaları sebebiyle ‘Berâet’; kulların ihsana kavuşmaları nedeniyle ‘Rahmet’, geceyi iyi değerlendiren kulların seçilerek salih kullar arasına alınması sebebiyle ‘Berâe veya Sakk’ adı da verilir.

Berat kandili (gecesi)- Şaban ayının onbeşinci gecesidir. Aslı “Berâet”tir. Berat sözlükte; “bir zorluktan kurtulmak ve beri olmak” demektir. Bu gece, değişik adlarla da anılmaktadır: Bu gecede, bir yıl içinde olacak bütün işler hükme bağlanıp, ifası için Cenab-ı Hak tarafından meleklere verilir. Gecesini ibadet ve dua ile, gündüzünü oruçlu geçirmek güzeldir.

BERAT GECESİNE AİT BEŞ HASLET

Berat gecesine ait beş haslet vardır:

1) Her önemli iş bu gecede ayırdedilir.

2) O gecedeki ibadetin fazileti büyüktür.

3) İlâhi rahmet yayılır.

4) Mağfiret gecesidir.

5) O gece, Rasûlüllah (s.a.v.)’a şefaat hakkının tamamı verilmiştir.

Çünkü, Hz. Muhammed (s.a.v.), Şaban’ın onüçüncü gecesi ümmeti hakkında şefaat istemiş, bu şefaatin üçte biri verilmiş, ondördüncü gecesi yine istemiş, üçte biri daha verilmiş, onbeşinci gece yine talep etmiş, bu gece şefaatın tamamı ihsan edilmiştir. Bu şefaatten mahrum olanlar, devenin ürküp kaçtığı gibi Allah’tan kaçanlardır. (bk. er-Râzî ve Ebussuud Efendi Tefsirleri, ed-Duhân Sûresi 3. ve 4. âyetlerin tefsiri; Hasan Basri Çantay, Kur’ân-ı Hakim ve Meâl-i Kerim, İstanbul 1959, III, 904, 905).

Berat gecesi hakkında Allah Rasulü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Şaban ayının onbeşinci gecesi olduğu zaman, gecesinde ibadete kalkın. Ve o gecenin gündüzünü oruç tutun. Çünkü o gece güneş batınca Allah Teâlâ (Keyfiyeti bizce meçhul bir halde) dünyaya en yakın göğe inerek (o andan) fecir oluncaya kadar: “Benden mağfiret dileyen yok mu, onu mağfiret edeyim. Benden rızık isteyen yok mu, onu rızıklandırayım. (Bir bela ile) mübtela olan yok mu, ona kurtuluş vereyim. Şöyle olan yok mu? Böyle olan yok mu?” buyurur.” (İbn Mâce, H. no: 1388)

Diğer bir hadiste de şöyle buyuruluyor:

“Bu gece Şaban’ın onbeşinci gecesidir. Allah Teâlâ bu gecede Beni Kelb kabilesinin koyunlarının tüyleri sayısınca insanları Cehennem’den kurtarır. Ancak kendisine şirk koşanların, müslümanlara karşı kin ve düşmanlık besleyenlerin, akrabaları ile münasebeti kesenlerin, gururlu ve kibirlilerin, ana-babasına asî olanların ve içki içmeye devam edenlerin yüzüne bakmaz.“ (Buhârî, et-Tergîb ve’t-Terhib, II, 118).

OLACAK HADİSELER KAYDEDİLİR

Bir sene zarfında gelecek yılın Berat Gecesi’ne kadar vuku bulacak hadiseler melekler tarafından birer deftere yazılır. Bir sene zarfında vuku bulacak zelzeleler, olaylar, harpler… Bunların defteri Cebrâil Aleyhisselam’a verilir. Rızıkla ilgili defterler Mîkâîl Aleyhisselam’a verilir. Ve öleceklerin defterleri Azrâil Aleyhisselam’a verilir.

UZUN ÖMÜR, SAİD KUL VE KAZA BELA İÇİN YAPILMASI GEREKENLER?

Şaban-ı şerifin onbeşinci, Berat gecesi akşam namazından sonra üç kere Yasin sûresi ve her birinin sonunda Berat duâsı okunacaktır. Birinci Yâsin-i Şerîfden sonra bu duâ okunurken Allah’ın saîd kullarından olmak niyyetiyle okunacaktır. İkinci defa okunurken hayırlı ömür uzunluğu niyyetiyle okunacaktır. Üçüncü defa okunurken kaza ve belâlardan emîn olup hayırlı rızık için okunacaktır.

Ayrıca Berat gecesinde yatsıdan sonra ikide bir selâm vermek üzere yüz rek’at namaz kılınır. Her rek’atda Fâtiha’dan sonra on kere İhlâs-ı Şerîf okunur. On defa İhlâs-ı Şerîf okumağa kudreti olmayan beş veya üç kere okur. Bu namaz tamam olduktan sonra okuyabildiği kadar salavât-ı şerîfe ve huzûr-ı kalble tevbe ve istiğfar edip Allah Teâlâ Hazretlerinden dünyevî ve uhrevî hâcetlerini talep ve niyâz edecektir. Yüce Mevlamız bu geceden hakkıyla istifade etmeyi cümlemize nasip etsin. Amin!

BERAT GECESİ DUASININ ANLAMI

Ey, kullarına sayısız lütuf ve ihsanlarda bulunan, onların kar­şılığına ihtiyacı olmayan Allah’ım!. Celal ve Kerem sahibi Rabbim! Biz âciz kullarına sonsuz nimet ve imkanlar bahşeden Sen­sin! Senden başka ilah yok! Sana sığınıp yalvaranlara yardım edersin! Korkanların güvenip sığınacağı yegâne melcei yine Sensin!

Ya Rabbi, Senin nezdindeki kitabında, Levh-i Mahfûz’da şa­yet beni kötü, mahrum, ilâhî rahmetten kovulmuş, fakir bir insan olarak yazmış isen fazlınla bu kötü kaderimi; âsî, mahrum, ilâhî huzurdan kovulmuş, darlık içinde hayat geçirmeye mahkum bir fakir insan oluşuma ait yazgımı siliver Allahım! Beni, nezdindeki ana kitapta iyilerden, salih kullarından, rızkı bol, zengin ve hayır­lı işlerde yarışan ve muvaffak olan kullarından olarak yazıver.

Allah’ım! -Senin sözün haktır- Nebiyy-i Zişan’ın lisanı üzere gönderdiğin mukaddes Kitabında şöyle buyurdun: “Allah diledi­ğini siler. (Dilediğini de) sabit bırakır. Bütün kitapların aslı O’nun yanındadır” (Ra’d Sûresi, 39)

İlahî! “Her hikmetli iş nezdimizde bir emir ile o zaman ayrılır” (Duhan, 4) buyurduğun mükerrem Şaban ayının 14. gece­si en büyük tecellin ile; bildiğimiz bilmediğimiz, Senin bildiğin be­la ve musibetleri bizlerin üzerinden kaldırmanı diliyoruz. Şüphe­siz Sen, sonsuz güç ve kuvvet sahibisin! Lütuf ve ihsanı bol olan Rabbimizsin!

Allahım! Seyyidimiz, Efendimiz Hazret-i Muhammed’e, âli­ne, ashabına, evlâdına, ezvâc-ı tâhirâtına salât ü selâm eyle! Du­alarımızı Habibin hürmetine kabul eyle!

Beraat kandilinizi tebrik eder, bu mübârek gün ve geceleri sâlih amellerle ihyâ ederek Hak katında cümlemizin beraatine vesîle olmasını;

Yine bu mübârek günler hürmetine vatanımızı, milletimizi ve İslâm âlemini ilâhî rahmet ve bereketlere nâil kılmasını, Yüce Rabbimiz’den niyâz ederiz.

Kaynak: Altınoluk Dergisi, Sayı: 235

Kardelen ∵, bir alıntı ekledi.
28 Nis 03:57 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Bugünün Tarihini Unutma
Mehmet'in fetih yöntemleriyle ilgili olarak Sırp tarihyazıcısı Yeniçeri Mikail tarafından aktarılan masalsı bir öykü vardır. Buna göre sultan soylularını çağırır ve büyük bir halının getirilip önüne yayılmasını, ortasına da bir elma koyulmasını emreder; sonra da onlara şöyle diyerek bir bilmece sorar: "Lu elmayı halıya basmadan alabilir misiniz?" Ve diğerleri bunun nasıl yapılabileceğini düşünerek aralarında tartışır ve hiçbirisi bunu yapacak hileyi bulamaz; ta ki Mehmet kendisi kalkıp halının yanına gidene ve kenarını iki eliyle tutup önünde dürerek ilerleyene ve böylece elmayı alıp halıyı eski haline getirene dek.

Son Büyük Kuşatma 1453, Roger Crowley (Sayfa 319)Son Büyük Kuşatma 1453, Roger Crowley (Sayfa 319)
Gökhan Aktaş, Hurafeler ve Mitler'i inceledi.
 15 Nis 14:53 · Kitabı okudu · 16 günde · 5/10 puan

Öncelikle eserin dinsel bir mahiyette yazılmadığını, sosyolojik, kısmen de tarihsel bir çalışma olduğunu belirtmek gerekir. İnceleme yaptığı konulara bakış açısı derinlemesine olmaktan ziyade, üstünkörü ifade edilmiştir. Konuya değinilmiş dersek daha doğru ifade etmiş oluruz. Zira esere adını vermesine rağmen mitsel tek veri sunmamış, hiçbir Türk mitolojisine değinilmemiş, hurafelere dair açıklamalar yapılmamış, makale formatından öteye gidilmemiştir.

Kitap temel olarak toplumların bir dini yaşarken, önceki dinlerinden bazı unsurları yeni inançlarına taşıdıkları ve bir karma-inanç oluşturdukları savına dayanmaktadır. Yazarımız bu savı desteklemek için de oldukça çaba sarfetmiştir. Yazarın buradaki iddiası büyük ölçüde doğru olmakla beraber konuya yüzeysel değindiğinden okuyucuya anlatmak istediklerini ifade edememiştir.

Yazarın bazı konularda da tarihsel verilerin dışına çıktığı, kişisel yorum seviyesinde açıklamalar yaptığı görülmektedir. Bunlardan bir kaçını örneklemek gerekirse;

-Yazar, Mevlananın Konevi'den etkilendiğini söylemektedir. Gerçekte ise tam tersidir. Tarihsel veriler bize Mevlananın Konevi'ye düşman olduğunu göstermektedir. Tartışmaya dahi gerek olmayan çok net bir konudur.

-Bir diğer iddia, Mevlananın vahdet-i vücut ehli olduğudur. Bu konuda da Mevlanayı yanlış yorumlamıştır. Mevlananın görüşü, her nereye baksa sevdiğini gören Mecnun'un haline benzetilebilir ki, burada vahdet anlayışı yoktur. Kısmen de hululiye inancı vardır.

-Bir diğer iddia'da Hacı Bektaş'ın İslam'ın farzlarına önem vermediğidir. Bakınız Hacı Bektaş'ın Vilayetnamesinde (sayfa 8) ne denmektedir: “Hünkar Hacı Bektaş Veli, halktan çekildi. Bir ibadet yurdunda karar kıldı. İbadete koyuldu. Riyazetten öyle bir hale geldi ki, namazda rükuya gittiği zaman beyni yerinden oynardı. Secdeden kalkınca beyni yerine gelirdi. Tam kırk yıl ibadet etti…” İşte yazar, tarihsel verilerle ibadete düşkünlüğü ortada olan Hacı Bektaş'ın farzlara önem vermediğini iddia etmiş ve bu konuda ortaya delil koyma zahmetine dahi girmemiştir.

-Yazar, Hacı Bektaş ve Mevlana ilişkisinde de farklı bir tavır ortaya koyarak, Hacı Bektaş'ın islamın fazlarına riayet etmemesi sebebiyle Mevlana'ca kınandığını söylemiştir ki, bu iddiayı da hayretle karşıladığımı belirtmeliyim. Birincisi, tarihsel verilere göre, Mevlananın kendi döneminde dahi Hristiyan, mecusi v.b. diğer dinlere mensup hiç ibadet eymeyen talebeleri olmuş, Mevlana bu talebelerine İslamın farzlarını dikte etmemiştir. Ayrıntılı bilgi Eflaki'de mevcuttur. İkinci husus ise, Mevlana-Hacı Bektaş mücadelesinin sebebi, Mevlananın büyük kin beslediği Ahi Evran'ın karısının Hacı Bektaş'a sığınması ve onu abisi olarak görerek dergahında kalmasıdır. Bu konu da Mikail Bayram Hocanın eserlerinde kaynaklar eşliğinde incelenmiştir.

Esere dair oldukça geniş açıklamalar yapılabilir. Eserin büyük bölümünde Gölpınarlı, Ahmet Yaşar Ocak gibi büyük tarihçilerin fikirleri ve araştırmaları kullanılmıştır. Daha önce bu yazarların eserlerini okuyanlar, eseri okudukça bu etkiyi göreceklerdir. Konuya ilgisi olan okurlara bu sebeple, Ahmet Yaşar Ocak'ın ve Abdülbaki Gölpınarlı'nın eserlerini okumalarını tavsiye eder, keyifli okumalar dilerim.