Anlatıldığına göre; İblis’in birinci kat gökte iken ismi “Âbid”, ikinci kat gökte iken “Zâhid”, üçüncü kat gökte iken “Ârif”, dördüncü kat gökte iken “Velî”, beşinci kat gökte iken “Tâkî”, altıncı kat gökte iken “Hâzin”, yedinci kat gökte iken ise “Azâzil” idi.
Fakat Levh-i Mahfûz’daki adı “İblis” idi. O, sonunda başına gelecek olanları bilmiyordu.
Ulu Allah, kendisine Hazreti Âdem’e (a.s.) secde etmesini emredince İblis şöyle dedi:
“Onu benden üstün mü tutuyorsun? Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten, onu ise çamurdan yarattın!”
Allah Teâlâ da ona:
“Ben dilediğimi yaparım!” diye cevap verdi.
Kendini daha şerefli gördüğü için, burun kıvırarak ve tepeden bakarak Hazreti Âdem’e (a.s.) secde etmesi gerekirken arkasını çevirdi. Diğer bütün melekler bu emre uyarak secdeye kapanıp uzun bir müddet beklerken o, dimdik ayakta kaldı.
Melekler başlarını kaldırıp onun kendileriyle birlikte secde etmediğini görünce, şükür maksadıyla ikinci defa secdeye kapandılar. O ise arkadaşlarına yan yan bakarak, onlara katılmayı asla düşünmeyerek ve Allah’ın emrini çiğnediği için hiçbir pişmanlık duymayarak yine tek başına ayakta kaldı.
Bunun üzerine Allah, onun güzel vücudunu bozdu. Onu farklı bir sûrete çevirdi. Yüzü değişti, gözleri yarık hâlini aldı, burun delikleri genişledi, dudakları ve dişleri şekil değiştirdi. Sakalı yolundu, çenesinde seyrek birkaç tel kaldı.
Allah onu önce cennetten, sonra gökten ve daha sonra yeryüzünden kovarak adalara sürdü. Artık yeryüzüne ancak gizlice ayak basabilmektedir. Kâfirlerden biri olduğu için Allah’ın lâneti kıyamet gününe kadar onun üzerindedir.
Oysa daha önce yakışıklı, dört kanatlı, bilgili, çok ibadet eden; melekler arasında itibarlı ve birçok imrenilecek sıfatlara sahip bir varlıktı. Ancak bunların hiçbirisi ona fayda sağlamadı.